“Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü”
DEĞERLİ BASIN EMEKÇİLERİ
Bilindiği gibi; 25 Kasım 1960 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele veren Mirabel kardeşler tecavüz edilip öldürüldüler. Birleşmiş Milletler 1999’daki Genel Kurulu’nda üç kız kardeşin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım tarihinin, her yıl “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anılmasına karar verdi. Bu karar, kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası hukuk ve siyaset açısından önemli bir karar oldu.
Evde, fabrikada, tarlada ,okulda yaşamı ilmik ilmik dokuyan üreten,yaratan kadınlardır.Dünyanın yarısı, dünyanın yükünü omuzlayan ve emekleri görülmez olan emeğine ,bedenine,kimliğine el konulan,
tarihten, yaratıcı toplumdan dışlanan kadınlardır.
Din , feodal değerler ve yaygın işsizlik kadının çalışmasını engelliyor.
Evde hapsedilen kadın erkeğe bağımlıdır , erkeğe mahkumdur. Birçok ataerkil sistemin verdiği kültürün sonucu olarak bunu kendisinin doğal hakkı gibi görür. Çünkü düzen erkeği böyle eğitiyor,erkek egemen bakış açısıyla bu kültürü veriyor.
İşsizlik, açlık, yoksulluk şiddeti körüklüyor.Tüm bunlar doğal değil kader değil .Kadına yönelik şiddetin kaynağında ataerkil kültür ve kurumlar bulunmaktadır, kadınlar her türlü eşitsizlik, baskı ve sömürü ile birlikte ataerkil baskı ve şiddete karşı mücadele ediyor.Kadına yönelik şiddet kadınların sınıfsal ve cinsiyet açısından ezilmesi sorunundan bağımsız ele alınamaz.
Hükümet yeni saldırı yasalarında da kadın emeği üzerinden hesaplar yapıyor. İşsizliğe ve kayıt dışı çalışmaya yönelik sözüm ona çözüm
olarak sunulan Ulusal İstihdam Stratejisi'nde kadın istihdamının artacağı iddia edilse de gerçek hiç de öyle değil! Çünkü kadınların istihdama artan katılımları tam zamanlı, güvenceli, insan onuruna yakışır işler üzerinden değil, eğreti, ‘öldürmeyen ama süründüren’ işler üzerinden hesaplanmaktadır. Kadını öncelikle ev ve çocuk bakımından sorumlu tutan ve erkeğe olan ekonomik bağımlılığını sürdüren çalışma
biçimleriyle istihdama katan bir anlayışla, toplumda gerçek bir kadın erkek eşitliğinin sağlanamayacağı açıktır.
Kadının özgürleşebilmesi, tüm ekonomik, feodal, kültürel, siyasal baskılara karşı çıkabilmesi, onların kendisine
dayattığı statüleri parçalayabilmesi ve onlara rağmen kendi iradesini, düşüncesini hakim kılabilmesi,hayatın her alanında söz ve karar hakkını söke söke kullanabilmesidir.işte bu nedenle, özgür kadın direnen kadındır, mücadele eden kadındır.
Biz KESK’li kadınlar yıllardır emek ve demokrasi mücadelesi ile kadın özgürlük mücadelesinin birbirinden ayrılamaz olduğunun bilinciyle, kadına yönelik her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadele yürütmeye devam ediyoruz.
Bunun için direniyor; devlet şiddetine, sermayenin şiddetine,erkek şiddetine karşı kadınlar direniyor .
Bilindiği gibi; 25 Kasım 1960 tarihinde Dominik Cumhuriyeti’nde diktatörlüğe karşı mücadele veren Mirabel kardeşler tecavüz edilip öldürüldüler. Birleşmiş Milletler 1999’daki Genel Kurulu’nda üç kız kardeşin öldürüldüğü gün olan 25 Kasım tarihinin, her yıl “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Mücadele ve Uluslararası Dayanışma Günü” olarak anılmasına karar verdi. Bu karar, kadına yönelik şiddetle mücadelede uluslararası hukuk ve siyaset açısından önemli bir karar oldu.
Evde, fabrikada, tarlada ,okulda yaşamı ilmik ilmik dokuyan üreten,yaratan kadınlardır.Dünyanın yarısı, dünyanın yükünü omuzlayan ve emekleri görülmez olan emeğine ,bedenine,kimliğine el konulan,
tarihten, yaratıcı toplumdan dışlanan kadınlardır.
Din , feodal değerler ve yaygın işsizlik kadının çalışmasını engelliyor.
Evde hapsedilen kadın erkeğe bağımlıdır , erkeğe mahkumdur. Birçok ataerkil sistemin verdiği kültürün sonucu olarak bunu kendisinin doğal hakkı gibi görür. Çünkü düzen erkeği böyle eğitiyor,erkek egemen bakış açısıyla bu kültürü veriyor.
İşsizlik, açlık, yoksulluk şiddeti körüklüyor.Tüm bunlar doğal değil kader değil .Kadına yönelik şiddetin kaynağında ataerkil kültür ve kurumlar bulunmaktadır, kadınlar her türlü eşitsizlik, baskı ve sömürü ile birlikte ataerkil baskı ve şiddete karşı mücadele ediyor.Kadına yönelik şiddet kadınların sınıfsal ve cinsiyet açısından ezilmesi sorunundan bağımsız ele alınamaz.
Hükümet yeni saldırı yasalarında da kadın emeği üzerinden hesaplar yapıyor. İşsizliğe ve kayıt dışı çalışmaya yönelik sözüm ona çözüm
olarak sunulan Ulusal İstihdam Stratejisi'nde kadın istihdamının artacağı iddia edilse de gerçek hiç de öyle değil! Çünkü kadınların istihdama artan katılımları tam zamanlı, güvenceli, insan onuruna yakışır işler üzerinden değil, eğreti, ‘öldürmeyen ama süründüren’ işler üzerinden hesaplanmaktadır. Kadını öncelikle ev ve çocuk bakımından sorumlu tutan ve erkeğe olan ekonomik bağımlılığını sürdüren çalışma
biçimleriyle istihdama katan bir anlayışla, toplumda gerçek bir kadın erkek eşitliğinin sağlanamayacağı açıktır.
Kadının özgürleşebilmesi, tüm ekonomik, feodal, kültürel, siyasal baskılara karşı çıkabilmesi, onların kendisine
dayattığı statüleri parçalayabilmesi ve onlara rağmen kendi iradesini, düşüncesini hakim kılabilmesi,hayatın her alanında söz ve karar hakkını söke söke kullanabilmesidir.işte bu nedenle, özgür kadın direnen kadındır, mücadele eden kadındır.
Biz KESK’li kadınlar yıllardır emek ve demokrasi mücadelesi ile kadın özgürlük mücadelesinin birbirinden ayrılamaz olduğunun bilinciyle, kadına yönelik her türlü ayrımcılığa ve şiddete karşı mücadele yürütmeye devam ediyoruz.
Bunun için direniyor; devlet şiddetine, sermayenin şiddetine,erkek şiddetine karşı kadınlar direniyor .
YAŞASIN KESK
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ.
YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ.
KESK Hatay Şubeler Platformu adına
EĞİTİM-SEN HATAY ŞUBE KADIN SEKRETERİ




