Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

KESK Yerel Seçimler Deklerasyonu Kamuouyuna Açıklandı

 2009 Yerel Seçimlerine ilişkin hazırladığımız Yerel Seçim Deklerasyonu'muz Genel Merkez'imizde yapılan bir basın toplantısıyla kamuoyuna duyuruldu. Genel Başkanımız Sami Evren'in basına sunduğu deklerasyonda  "seçimlerde KESK olarak izleyeceğimiz tutumu kamuoyuyla paylaşmayı; yurttaşların, meslek örgütlerinin, sendikaların siyasi alana müdahale etmesinin, taraf olmasının demokrasiye katkı sağladığı çoğulcu demokratik toplum anlayışımızın bir gereği olarak görüyoruz" denildi.Deklerasyon metni şöyle:
Yerel seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte siyasi partiler adaylarını açıkladılar, seçim kampanyaları başladı. Bir yandan parti liderleri düzeyinde siyasi tansiyonun alabildiğine yükseldiği, seçimi siyasi iktidarın geleceği açısından kritik hale getiren bir süreç yaşanırken, somut adaylar düzeyinde siyasi farklılıkların iyice bulanıklaştığı, hemen her adayın aynı şeyleri vaad ettiği bir seçim süreci yaşıyoruz.
Bunun en önemli nedeni kuşkusuz antidemokratik Siyasi Partiler Kanunu’nun yol açtığı siyasal ortamımızdır. Aynı genel seçimlerde olduğu gibi bu seçimlerde de halkımız, iktidar ve merkez muhalefet partilerinin, parti içi demokrasi, önseçim gibi süreçlerde sınanmamış, sadece parti liderlerinin iki dudağı arasından çıkmış adaylarından birini onaylamaya zorlanmaktadır.  Seçmen iradesinin gerçekleşmesinin önündeki en büyük engellerden birisi de temsilde adalet ilkesini çiğneyen, yurttaşların siyasal katılımına ket vuran yüksek seçim barajıdır. Kuşkusuz bu sorunların temelinde toplumumuzun etnik, inanca dayalı referanslardan arındırılmış, kişilere ve kurumlara kutsallık atfetmeyen; toplumun çoğulluğunu yansıtan, farklı kimlik, inanç ve kültürlerin kendilerini geliştirme haklarını güvence altına alan ve Türkiyelilik temelinde yeni bir yuttaşlık anlayışı getiren yeni bir anayasa ihtiyacının karşılanmamış olması yatmaktadır.

Buradan yola çıkarak, 29 Mart 2009 tarihinde yapılacak yerel seçimler arifesinde demokratik, yurttaş katılımını öne çıkaran, kültürel çeşitliliği hedefleyen bir yerel yönetim anlayışına, sosyal bir belediye anlayışına duyulan ihtiyaçtan yola çıkarak, yerel yönetimlere yaklaşımımızı, emekçilerin taleplerini, seçimlerden beklentilerini  ve seçimlerde KESK olarak izleyeceğimiz tutumu kamuoyuyla paylaşmayı; yurttaşların, meslek örgütlerinin, sendikaların siyasi alana müdahale etmesinin, taraf olmasının demokrasiye katkı sağladığı çoğulcu demokratik toplum anlayışımızın bir gereği olarak görüyoruz.
Kentleşme ve yerel yönetimler meselesi bir çok açıdan belki de ülkenin en temel meselesi niteliği kazanmaktadır Türkiye’nin kentleşme serüveni, kentsel gelişkinlik düzeyinin halkımızın beklentilerini karşılamaktan uzakolduğu; çağdaş, demokratik bir yerel yönetim anlayışı geleneğinin oluşturulamadığı;kentlerimizin insanca, yaşanabilir ölçütleri maalesef sağlayamadığı bir mecrada akıp gitmektedir.
Göç Türkiyenin temel bir sorunudur. Bir yandan kapitalistleşme, tüketim toplumu değerleri ve kapitalizmin tarımı çözen politikaları etrafında insanlarımızın göç gerçeği ile yüzleşirken; diğer yandan geleneksel milliyetçi-militer siyasi eğilimlerin Kürt Sorunu karşısında devreye soktuğu Köylerin boşaltılması, göçe zorlama politikasıyla, zorunlu göçle karşı karşıya kaldık.Hangi nedenle olursa olsun kentlere göç edenlerin nasıl geçinecekleri, eğitim sağlık olanaklarından nasıl yararlanacakları ve en önemlisi geldikleri kentlerin toplumsal yaşamına nasıl dahil olacaklarına dair hiç bir politika geliştirilmemiştir. 
Her şeyin piyasaya, kentsel rantlara teslim edildiği bu sürecin sonuçları ülkemiz için vahim olmuştur. Kentsel kamusallığın tahrip edildiği, aynı kentte toplumsal uçurumların oluştuğu ve ikili bir yaşamın sürdüğü; en çağdaş olanaklara sahip, imkanları sınırsız, yeni kent zenginlerinin oluşturduğu lüks üst sınıf gettoları ile kent yoksullarının yığıldığı, en temel insani ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak kitlelerin yerleştiği varoşların birbirine dokunmadan, değmeden yaşamaya mahkum edildiği bir kentsel düzen temel kentleşme politikası haline getirilmiştir.
Otuz yıldır dünyamızı eline geçirmiş, kamusal alanı tahrip eden, en temel insani ihtiyaçları dahi sermaye birikim alanı olarak gören neo-liberalizmin kentlerde yol açtığı yıkım inanılmaz boyutlardadır. Kentlere sermaye birikimi açısından, rant açısından bakan bu zihniyet için kentsel demokrasi, yurttaşların yerel yönetimlere katılımı benzeri kavramlar lükstür, gereksizdir.
Bugün  Türkiye’nin kentlerini ezici bir çoğunlukla bu zihniyete sahip, üstelik bu zihniyeti muhafazakar değerlerle harmanlayan siyasi iktidarın kadroları yönetmektedir. Gördüğü her boş alan üzerinde alışveriş merkezi kurmayı düşleyen, çok katlı beton bloklarla kentsel alanları kuşatmayı “kentsel dönüşüm” olarak algılayan, haremlik selamlık sosyal tesislerle, içki yasaklarıyla kentsel yaşamı, kamusal yaşamı taassub karanlığına mahkum eden, kentlerde sefalete mahkum edilmiş emekçileri sadece sadaka perspektifinden gören, kentsel rantları, yandaşları arasında pay edilecek bir pasta gibi algılayan siyasi zihniyetin birikimsiz, liyakatsız kadrolarıyla yerel yönetimlerde yol açtığı yıkım katlanılmaz boyutlara ulaşmıştır.
Kentlerde yaşayan yurttaşlarımızın önemli bir bölümü eğitim, sağlık, barınma ve beslenme gibi temel insan haklarından yoksun bırakılmış, en temel kentsel hizmetler bile özelleştirilerek ticarileştirilmiştir. Emekçiler ve kent yoksulları yaşadıkları kentlerin sorunlarının tartışıldığı, çözüme kavuşturulduğu zeminlerden koparılmış, kamusal yaşamdan neredeyse bütünüyle dışlanmıştır. Projeci belediye anlayışı adı altında kentlerimizin doğal ve kültürel zenginlikleri, yeşil alanları, kıyıları, ormanları yok edilmekte; dağıtılan niteliksiz kömürlerle, yanlış imar planlamalarıyla, sermayenin kirlilik yaratan tesislerine verilen ruhsatlarla  kentlerimiz çevresel felakete doğru sürüklenmektedir.
Soruna yaklaşan yerel seçimler açısından baktığımızda ise tablo daha da bozulmaktadır. Ülkenin küresel krizin pençesine düştüğü, işsizliğin inanılmaz boyutlara ulaştığı, üretimin düştüğü, krizin giderek derinleştiği koşullarda siyasi iktidar, emekçileri koruyacak, işsizliği önleyecek, istihdamı geliştirecek önlemler almak yerine 29 Mart seçimlerine de Fetih düşüncesiyle yaklaşmaktadır. Diyarbakır için kale düşürmek, İzmir için gavurluktan kurtarmak terimleriyle cisimleşen bu yaklaşım bir dizi yolsuz, hukuksuz uygulamayı beraberinde getirmektedir. iktidar, elinde olan belediyelerde valileri belediye başkanının yardımcısı, kömür dağıtımından mesul memurlar haline getirirken; belediyelerin elinde olmadığı yerellerde valileri belediye başkanını izleyen, engelleyen, sorun çıkaran hükümet komiserlerine dönüştürmüştür.
Siyasi iktidar yerel seçime o kadar kilitlenmiş durumdadır ki, yaşanan iktisadi krize rağmen, sürekli seçim yatırımı yapmakta, halkın parasıyla halkın oyunu satın almaya çalışmaktadır. Kömür ve erzak dağıtımına olanca hızıyla yüklenen iktidar işi Tunceli’de ve Kırklareli’de beyaz eşya dağıtmaya kadar vardırmıştır. Yüksek Seçim Kurulu tarafından da uygun bulunmayan bu uygulama kamuoyunda tartışılırken, Hükümetin Adalet Bakanı “Hükümetimizle kavga eden, zıtlaşan yerel yönetimler, her projelerini Ankara’dan geçiremiyor. Bizimle uyumlu çalışacak yerel yöneticileri seçmemiz gerekiyor” diyerek demokratik bir ülkede istifayı gerektirecek bir seçim suçu işlemiştir.
Yerel yönetimler, sadece altyapı meseleleri ile ilgili, park ve bahçelere bakan, çöp toplayan ya da imar planlarıyla kentsel rantları yöneten organizasyonlar olarak görülemez. Gelişkin bir demokrasinin temeli kentsel demokrasinin gelişkinliğine bağlıdır. Kentler yurttaş katılımının en temel zemini olarak görülmelidir. Düzgün, sağlıklı ve güvenli bir kentte yaşamak, barınma olanaklarından insanca yararlanmak, kentin sağladığı imkanlardan eşit pay almak, yaşadığı kentte, etnik kimliğini, inancını ya da inançsızlığını özgürce yaşamak yurtaşlarımızın temel haklarıdır. Bu haklar ancak insanlarımızın yaşadığı kentin sorunlarına sahip çıkma, onu dönüştürmek, geliştirmek için kentsel siyasete dahil olma yollarının koşulsuz açık olmasına bağlıdır.
Ne yazık ki, yaklaşan seçimlerde karşımıza çıkan adayların bir çoğu yukarıda ifade edilen kentsel demokrasi anlayışından uzak bir profil sergilemektedirler. Yürütülen seçim kampanyalarında ırkçı, milliyetçi, ayrımcı ve yurttaşlar arasında ayrılığı körükleyen temalar halkımızın eşit, özgür ve barış içinde çağdaş, güvenli ve gönenmiş kentlerde yaşama özlemine yanıt vermemektedir.
Biz KESK olarak 29 Mart Yerel Seçimlerinde halkımızın bu özlemine yanıt veren, kentsel demokrasiyi, yurttaşların yerel siyasete katılımı için mevcut araçları sonuna kadar kullanan; kent meclisleri, mahalle meclisleri gibi araçlarla bunu destekleyen; oluşan kentsel varlıkları kamusal yarar ilkesi etrafında değerlendiren anlayışların desteklenmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Bu bağlamda,
Barınma hakkını, tüm yurttaşların çağdaş, sağlıklı ve ucuz konut edinebilme hakkını savunuyoruz.
Kentlerde özel araç trafiğinin azaltılarak, toplu ve ucuz taşımaya öncelik verilmesi; kent merkezlerinde yaya trafiğinin öncelenmesi gerektiğini savunuyoruz.
Toplu ulaşımın öğrenci, yaşlı ve işsizlerimiz için parasız olmasını savunuyoruz.
Yurttaşları “müşteri”, belediyeleri tüccar olarak gören zihniyetin terkedilmesi gerektiğini savunuyoruz.
Kentlerin tarihsel ve kültürel birikimlerinin korunmasını; estetik bütünlüklerinin, mimari değerlerinin geliştirilmesini savunuyoruz.
Kentlerde daha fazla yeşil alan yaratılması, gençlerimizin, çocuklarımızın spor yapabileceği tesislerin çoğaltılmasını savunuyoruz.
Halkın yararlanacağı sosyal tesislerin arttırılması ve bu tesislerde farklı yaşam tarzlarını dışlayan yasakların kaldırılmasını savunuyoruz.
Kadınların özgürlükleri ve eşitliklerini sağlayıcı; kentsel alanları kullanımlarını arttırıcı pozitif ayrımcılık politikalarını savunuyoruz.
Kadın sığınma evlerinin arttırılarak geliştirilmesini, yerel yönetimlerin kreş ve gündüz bakımevleri kurmasını savunuyoruz.
Engelli yurttaşların kent hayatına dahil olmalarını kolaylaştıran, ortak imkanlardan yararlanmalarını teşvik eden kent politikalarını savunuyoruz.
Kültürel farklılıkların kendilerini geliştirebildiği, diğer kültürlerle özgürce buluşabildiği, kaynaşabildiği bir kent ortamını savunuyoruz.
Oylarımızı, kentsel olanaklardan herkesin, etnik kökeni, dinsel inancı, cinsiyeti, cinsel yönelimi ve siyasi düşüncesi nedeniyle ayrıma uğramaksızın eşit bir biçimde yararlandığı yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı, Kentsel hizmetlerin veriliş sürecinde emekçi yığınların yaşamını kolaylaştırıcı;ulaşım, enerji ve su gibi temel hizmetlerin verilişini kamusal yarar ilkesi çerçevesinde gören, bu hizmetlere ticari nitelik atfetmeyen yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı, ırkçılığı, milliyetçiliği, ayrımcılığı ve savaşı demokrasinin önündeki engeller olarak algılayan yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı, kriz nedeniyle gittikçe katmerlenen yoksulluk ve yoksunlukla mücadeleyi sadaka zihniyetini dışlayarak, bir toplumsal dayanışma sorumluluğu olarak algılayan yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı, soran, danışan, kentlerin estetik bütünlüğüne saygılı, örgütlü toplumsal kesimlerle diyoloğa açık, tarihsel ve kültürel değerlere saygılı, sağlıklı bir çevre için sorumluluk almaya hazır yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı, yerel yönetimlerin kamusal niteliğini bilerek, bu hizmeti veren emekçilerin örgütlenme haklarını tanıyan, sendikayı yerel yönetimler için olmazsa olmaz gören, belediye çalışanlarıyla Toplu İş Sözleşmesi yapma perspektifine sahip yerel yönetim anlayışını güçlendirecek yönde kullanacağız.
Oylarımızı eşitlik, özgürlük, barış ve kardeşliği güçlendirmek için kullanacağız.
Oylarımızı, ülkemize, kentlerimize sahip çıkmak için kullanacağız!

kesk_yerel


 

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Şuan Bağlı
Yok
Hatay Haritası

hatay

Haberlere Abone Ol







Türkiye Otoyol Haritası
Otoyol