Joomla ServiceBest Web HostingWeb Hosting

Yenilenen Sınav Kopya Skandalını Ortadan Kaldırmamıştır!

Yenilenen Sınav Kopya Skandalını Ortadan Kaldırmamıştır!

31 Ekim’de gerçekleştirilen KPSS / Eğitim Bilimleri Alan sınavının sonuçlarının açıklanması sonrasında YÖK, ÖSYM ve MEB tarafından cevaplanması gereken birçok soru bulunmaktadır.

Kopya şaibesinin hala çözülememesi, öğretmenlerimizin ve eğitim sistemimizin geleceğini ilgilendiren bu süreçte kanaatlerin değil, gerçekleri yansıtan somut bilgilerin ortaya çıkarılması noktasında yetkili kişi ve kurumlarca sağlıklı müdahalelerin yapılmaması, kopya iddialarının üzerini örtme çabasından öteye gitmemiştir. Çünkü sadece kopya şaibesine odaklanılarak sürece yaklaşılması, gençlerimizin hayatını kuşatan ve umut tacirliğine dönüştürülen KPSS’nin bilimsel olmayan niteliğinin üzerini ve eğitim sistemimizin nasıl bir enkaz haline getirildiğinin üzerini örtmektedir. Ayrıca bu yaklaşım öğretmenlerimizin bu enkazın altında nasıl bırakılmak istendiği sorununun görülmesini de engelleme riski taşımaktadır. Bu çerçeveden yaklaşıldığında kopyacıların bulunması talebimizle birlikte, gençlerimizin hayatında KPSS’nin nasıl olumsuz etkiler yarattığını da görmek kolaylaşmaktadır. Öyle ki kopya şaibesiyle birlikte KPSS ve öğretmen yetiştirme politikalarının çürümüşlüğünün boyutları bir kez daha gün yüzüne çıkmıştır. Bu sebepledir ki, sürecin tüm boyutlarının değerlendirilmesi gerekmektedir.

YÖK’e bağlı bir kurum olan ÖSYM üzerinden yürütülen merkezi sınavların örgütlenmesi hizmetinin iyi işlemesi için YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan’a gerekli eylem ve işlemlerin yapılması sorumluluğu düşmektedir. Özcan’ın bugüne kadar sessiz kalması bu açıdan manidardır. Ayrıca bu süreç içersinde yaşanan birçok gelişme, sadece milyonlarca insanın geleceğini şekillendiren sınav sisteminin çürümüşlüğüne değil, daha köklü bir çürümüşlüğe de işaret etmektedir.

Söz konusu iddiaların kanıtlanması sonrasında ortaya çıkabilecek kişisel ve kurumsal ilişkilerin boyutu aynı zamanda siyasal bir sorumluluğu da beraberinde getireceği açıktır. Kopya sürecine sağlıklı müdahaleler yapılmamasının arkasındaki gerçeği bu çürümüşlük oluşturmaktadır. Başbakan’ı spor salonunda yuhalayan kişilerin belirlenmesi için atılan adımların boyutları düşünüldüğünde, kopyacıların aradan geçen zamana karşı hala bulunamamış olması ve YÖK başkanı Özcan’ın kendisi dışında bir şeyler oluyormuş şeklinde açıklamalar yaparak sorumluluktan kaçması dikkat çekicidir.

Sınava giren gençlerimize dağıtılan kalemlerin kırılması, silgilerin iyi silmemesi ve cevap anahtarına zarar verebilecek sertlikte olması ile dağıtılan poşetlerin içerisinde sadece bir tane peçete olması ve adayların potansiyel suçlu haline getirilerek başka illerde sınava girmeye zorlanması gibi sorunların sınav stresi altındaki adayları olumsuz etkileyeceği düşünülmemiş ve tüm adaylar resmen cezalandırılmıştır.

Sınav, sadece güvenlik sorununa indirgenmiştir. Çünkü adayların sınava hazırlık döneminde yoğun emek harcadığı ve geleceğinin bu sınava bağlı olduğu gerçeği göz ardı edilmiştir. Sınavın iptal edilmesi sonrasında psikolojik baskı altına giren gençlerimiz bu uygulama ile tam anlamıyla bir kez daha cezalandırılmıştır. Kaldı ki bu uygulamaların merkezi sınavların hepsinde hayata geçirileceği düşünülürse, yüz binlerce gencimizin mağdur olacağı da başka bir gerçektir.

Yaşananlar karşısında Milli Eğitim Bakanlığı’nın sessizliği ise manidardır. Basına da yansıyan birçok örnekte görüldüğü üzere güvenlik gerekçesiyle öğretmenlerimiz ikinci kez cezalandırılmış ve rencide edilmiştir. Sınav stresinin gelecek kaygıları ile birleşerek baskı altına aldığı bir öğretmenimizin sınav esnasında tuvalete gidememesinden dolayı içine düşürüldüğü durum, adayların insanlık dışı bir uygulamaya maruz bırakıldığının başka bir kanıtıdır. Öğretmenlerimizi kimsenin rencide etmeye hakkı yoktur. Bu uygulamada göstermektedir ki YÖK ile sınavdan sorumlu kurum ve kuruluşlar kopya skandalının sorumlularını ortaya çıkarmak yerine tüm adayları potansiyel bir zanlı durumuna düşürmüşlerdir. Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenler rencide edilirken suskunluğa bürünmesi kabul edilemez bir durumdur. Bu sebeple öğretmenleri rencide edenlerin derhal istifa etmesi gerekmektedir.

Öğretmen atamaları açısından da MEB, yaşananların sorumluluğunu üzerine alarak hareket etmek zorundadır. Bu kapsamda da 2009 ve 2010 KPSS sonuçlarına göre ayrı ayrı branş sıralamalarını yayınlayarak şeffaflık adına bir adım atmalıdır. Ayrıca resmi ağızlardan ifade edilen yaklaşık 140 bin öğretmen açığı da derhal kadrolu atamalarla kapatılmalıdır. Dolayısıyla öğretmenlerimizin ve eğitim sistemimizin geleceğinin KPSS ile umut tacirliğine mahkum edilmesi asla kabul edilemez.

Ünal Yarımağan’ın ifade ettiği gibi ortada verilmesi gereken bir hesap vardır. Ancak bu hesabı vermesi gereken sadece ÖSYM ve Ünal Yarımağan olarak düşünülmüş ve günah keçisi ilan edilerek birçok sorumlu kendisini aklamaya çalışmıştır. Başta ÖSYM’nin bağlı bulunduğu kurum olan YÖK ve Başkanı olmak üzere MEB ve Milli Eğitim Bakanı da bu hesabı vermesi gerekenler arasındadır. Mevcut ÖSYM Başkanı da sınavı güvenlik sorununa indirgeyerek yüzbinlerce kişiyi cezalandırmanın sorumluluğunu taşımaktadır.

Sendikamız sadece iddiaları değil bu süreç içersinde atılan tüm adımları da yakından takip etmektedir. Eğitim Sen olarak eğitim sistemimizi enkaz haline getirenlerin sorumluluklarını gizlemeye çalışmalarına asla izin vermeyeceğiz. Demokratik, kamusal, parasız, bilimsel, laik ve anadilinde bir eğitim hizmetinin, örgütlü ve güvenceli çalışma yaşamı ilişkileriyle birlikte örgütlenmesi mücadelemizi kararlılıkla vereceğimiz bilinmelidir.
egitim_sen_logo

 

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile

Şuan Bağlı
Yok
Hatay Haritası

hatay

Haberlere Abone Ol







Türkiye Otoyol Haritası
Otoyol