cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

ÇOK ÖNEMLİ…İLKSAN SEÇİMLERİ İÇİN ADAYLARIMIZ

İlksan İlçe ve İl seçimleri 9 Nisan 2016 Cumartesi tarihinde yapılacaktır..İLKSAN’da rant ve talanın son bulması için söz,yetki karar emekçilerin şiarıyla tüm üyelerimizi,rant ve talan hayır diyen bütün öğretmenleri birlikte mücadeleye adaylarımızı desteklemeye çağırıyoruz..

ADAYLARIMIZ:

SEYRAN YILDIRIM-DİKMECE KUYUCAK İLKOKULU(ANTAKYA İLÇESİ ADAYIMIZ)

IMG_6005

 

SERPİL SIKAR-HATAY ÖZEL EĞİTİM UYGULAMA MERKEZİ 1.KADEME ÖĞRETMENİ(ANTAKYA İLÇESİ ADAYIMIZ)

IMG_6007

 

ALİ ŞÜKRAN AKGÖL-CEMALETTİN TINAZTEPE İLKOKULU(ANTAKYA İLÇESİ ADAYIMIZ)

IMG_6008

 

ÖZHAN TONBUL-ALTINÖZÜ KARSU İLKOKULU(ALTINÖZÜ TEMSİLCİMİZ- ADAYIMIZ)

IMG_6002

 

ÖZGÜN YILMAZ-M.KEMAL AKBAY İLKOKULU(DEFNE İLÇESİ ADAYIMIZ)

IMG_6003

 

ALİ BAYIRLI-CENGİZ TOPEL İLKOKULU(DEFNE İLÇESİ ADAYIMIZ)

IMG_6004

 

HİZAM HASIRCI-TAYFUR SÖKMEN İLKOKULU(REYHANLI ADAYIMIZ)

hizam

 

GÜVEN BAĞCI-ARPALIUŞAĞI İLKOKULU(HASSA ADAYIMIZ)

GÜVEN

 

 

resim1

İLİMİZDE DEVAM EDEN KEYFİ VE HUKUKSUZ SORUŞTURMALAR, SÜRGÜNLER DURDURULSUN!

 

BASINA VE KAMUOYUNA

İLİMİZDE DEVAM EDEN KEYFİ VE HUKUKSUZ SORUŞTURMALAR, SÜRGÜNLER DURDURULSUN!

CEZALAR GERİ ALINSIN!

30.03.2016

Ülkemizde ve özelde ilimizde son aylarda yaşanan giderek artan baskıcı, otoriter ve anti demokratik uygulamalarla karşı karşıyayız.İlimizde Kamu Emekçilerine yönelik soruşturmalar,baskılar,cezalar ve sürgünler tüm hızıyla devam etmektedir.AKP iktidarının 4+4+4 Eğitim modeliyle,vasıfsız,beceriksiz,liyakatsız,biat eden okul yöneticileriyle okullar sorun yumağı haline gelmiştir.Sadece son 1 ayda yürütülen soruşturmalar neticesinde üyelerimizden Eğitim Sen Kırıkhan Temsilcisi Ahmet KARAÇAY,Zeynel Abidin KARATAŞ,Sedat BİLMEZ,Seyhan İLERİ ve Selda SÜRMELİ hukuksuz ve keyfi bir biçimde sürgün edilmişlerdir.Öğrenciler mağdur edilmiş,öğretmensiz bırakılmıştır.

resim4

Bildiğiniz gibi 02/03/2016 tarihinde Hatay İli  Milli Eğitim Müdürlüğü önünde Eğitim Sen Hatay Şubesinin yaptığı basın açıklamasında Hatay Valiliği ve İl Milli Eğitim Müdürü Kemal KARAHAN’ı göreve çağırmıştık.Basın açıklamasında herkesin yakından bildiği,takip ettiği konu ise Kırıkhan İlçemiz Zübeyde HANIM Mesleki Teknik Anadolu Lisesi öğrencisi H.İ.’yi intihara sürükleyen olaylar zinciriydi.İL MEM’in yürüttüğü ilk incelemede olay örtbas edilmeye çalışıldı.Bu kez Sendikamızın müdahalesiyle ikinci inceleme-soruşturma başlatılarak okul müdüresi Ayşe ERSOY ve Okul Disiplin  Kurulu Başkanı Nevin AYAN  kusurlu bulunmuşlardır.Büyük bir özveri ve fedakarlıkla öğrencisine sahip çıkan,olayı deşifre eden aynı okulun Matematik Öğretmeni Sendika Temsilcimiz Ahmet KARAÇAY ‘’okulun huzurunun sağlanması ve can güvenliği açısından tedbir amaçlı!’’ İkamet ettiği yerden 60km uzaklıktaki Reyhanlı İlçesine sürgün edilmiştir.Kusurlu bulunan Okul MÜDÜRESİ Ayşe ERSOY ve öğretmen Nevin AYAN Kırıkhan İlçesinde bırakılarak adeta ödüllendirilmişlerdir.Ayşe ERSOY bir Anaokuluna Müdüre olarak,Nevin AYAN ise intihara sürüklenen öğrencinin okulunda kalmaya devam etmektedir.Pedogojik olarak eğitimin her türlü ilkesine aykırı bir durumla karşı karşıyayız.Öğrencimiz H.İ’i bundan sonraki yaşamını tekerlekli sandalyeye mahkum edenler hakkında her türlü yasal ve hukuksal mücadeleyi sürdüreceğiz.

resim2

Ayrıca ilimiz Antakya Abdi İpekçi Ortaokulu Türkçe Öğretmeni Zeynel Abidin KARADAŞ Komplolarla Reyhanlıya,Reyhanlı Karasüleymanlı Uzunköy Ortaokulu Öğretmenleri Seyhan İLERİ Hassa’ya,Sedat BİLMEZ Erzin’e ,Selda SÜRMELİ ise Defne İlçesinden Yayladağına tamamen hukuksuz ve keyfi bir şekilde sürgün edilmişlerdir. Karasüleymanlı Okul Müdürü kusurlu bulunmasına rağmen  ‘’ısmarlama’’ bir yer değişikliği ile ödüllendirilmişlerdir.Kara Mizah niteliğinde olan bu okuldaki gelişmeler yanında üyelerimiz olan Seyhan İLERİ ve Sedat BİLMEZ’in yine tedbir amaçlı ailelerinden ve öğrencilerinden başka ilçelere sürgün edilmişlerdir.

Burda Kamuoyuna ve yetkililere soruyoruz!Hatay’da keyfi olan ceza ve sürgünlerdeki kriterler nelerdir?Yandaş sendikalı olmak her türlü hukuksuz davranışı meşru gösterir mi?

resim1

BAŞBAKANLIK GENELGESİ ;HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİMİZİ SINIRLANDIRAMAZ!

17 Şubat 2016 tarih ve 2016/4 sayılı “Milli Güvenliği Tehdit Eden Örgüt ve Yapılarla İrtibatlı Kamu Çalışanları” konulu Başbakanlık genelgeleri Anayasaya, uluslararası sözleşmelere, AİHM kararlarına, temel hak ve özgürlüklere aykırıdır. AKP hükümetine muhalefet eden, demokratik haklarını kullanan tüm kamu emekçileri “legal görünüm altında illegal faaliyet yürüten kişiler” olarak ilan edilmektedir. Zira; genelge yayınlandıktan sonra birçok ilde el altından “listeler hazırlanıyor, yakında çok sayıda kamu çalışanı işten çıkarılacak” dedikodusu yayılarak kamuda ve kamu emekçileri üzerinde faşizan bir saldırı, cadı avı ve korku dalgası başlatmak istenmiştir. Eğitim Sen Hatay Şubesi olarak, son dönemde iyice belirginleşen büyük baskı düzenine karşı, onurlu ve kararlı duruşumuzdan asla vazgeçmeyeceğiz.   Baskılara, tehditlere ve zorbalığa boyun eğmeyeceğiz. “Durmak yok yola devam” diyerek faşizan saldırıları tırmandıran AKP’ye karşı “Yılmak yok mücadeleye devam”,  “Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz” diyeceğiz. Bizleri korkutacağını ve sindireceğini sananlar, daha önce olduğu gibi yine hayal kırıklığına uğrayacaklardır.

MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI SUÇ İŞLİYOR.GREV SENDİKAL BİR HAKTIR.

Milli Eğitim Bakanlığı Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’nın, üyelerimize yönelik hukuksuz uygulamaları artarak devam ediyor. Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), bugüne kadar özellikle temel hak ve özgürlükler konusunda, en temel sendikal hakların kullanılması ile ilgili olarak çok sayıda hukuk dışı girişimde bulunmuş, hukukun en temel ilkelerini ayaklar altına alan kararlara imza atmıştır. MEB’in yasakçı ve hukuk dışı karar ve cezaları mahkemelerden, yüksek yargıdan birer birer dönmesine karşın, bakanlık Eğitim Sen’e yönelik baskıcı ve ayrımcı uygulamalarına ısrarla devam etmekte, Eğitim Sen üyelerini korkutmak ve yıldırmak için olmadık yol ve yöntemler kullanarak açıkça suç teşkil eden tutumlar içine girmektedir.

Mart ayının başında MEB Müsteşarı ve MEB Rehberlik ve Denetim Başkanı Atıf ALA  ile birlikte Maarif Müfettişleri Başkanları ile rehberlik, denetim, inceleme ve soruşturma konularında değerlendirme toplantısı yapılmıştır. Sendikamıza gelen duyumlara göre bu toplantıda müfettişlere Eğitim Sen üyelerine yönelik olarak başlatılan soruşturmalarda mutlaka ceza verilmesi gerektiği ifade edilmiştir. MEB Rehberlik ve Denetim Başkanlığı’nın bütün okullara gönderdiği ve sendikal eylemlere katılan sendika üyelerinin isimlerinin istendiği, hatta bu şekilde fişlendiği bir ortamda bu iddiaların ortaya çıkmış olması bize göre kesinlikle şaşırtıcı değildir.

Kamu görevlilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, insan hakları sözleşmelerinde, Anayasa’da ve mahkeme kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanınmıştır. Bu konuda çok sayıda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. Eğitim ve bilim emekçilerinin iç hukuk ve uluslararası hukukta güvence altına alınan demokratik haklarını kullanması asla suç olarak değerlendirilemez.

Üyesi olunan sendikanın aldığı karara uyarak yapılan iş bırakma eyleminin temel hak ve özgürlükler kapsamında değerlendirilmesi gerektiği ve yasalar, genelgeler, yargı kararları ile güvence altına alındığı açıktır. Bu nedenle sendikasının kararına uyan sendika üyelerine ceza verilemeyeceğini bile bile MEB’in müfettişler üzerinden soruşturma başlatması, bazı illerde müfettişlere “mutlaka ceza verin” talimatı vererek suç işlemesi kabul edilemez.

Eğitim Sen olarak hukuka en çok uyması gereken MEB’i bir kez daha uyarıyoruz. MEB, sendikamızın üyelerine yönelik her türlü yasa dışı tutum ve talimatlara derhal son vermeli, ne kadar rahatsız olsalar da hukukun temel ilkelerine, sendikal hak ve özgürlüklere saygılı olmayı öğrenmelidir.

resim 3

EĞİTİM EMEKÇİSİ TUTUKLU SERTAN İLASLAN YALNIZ DEĞİLDİR..SERBEST BIRAKILSIN…

Son dönemde adı, adresi, görev yeri belli olan kişilere yönelik kara propaganda eşliğinde gerçekleştirilen şafak baskınları, gözaltılar ve tutuklamalarla iktidarın baskı ve tehditlerine boyun eğmeyen, mücadeleci kesimlerini sindirme ve susturmaya yönelik girişimler belirgin bir şekilde artmaya başlamıştır. Ensar Vakfı’nın tecavüzcü yobazlarını öğretmen diye yutturmaya çalışanlar, devrimci öğretmenlerimizi tutukluyorlar. 17 Martta Samandağ’da polis tarafından işkenceyle gözaltına alınan ataması yapılmayan öğretmen arkadaşımız  Sertan İlaslan Samandağ adliyesine  hiçbir mesnede oturtulamayacak iddialarla 25 Mart Cuma tutuklanarak İskenderun T tipi hapishanesine sevk edilmiştir.

10 EKİM ANKARA ŞEHİTLERİ AFİŞİNE YÖNELİK SALDIRILARI KINIYORUZ..

Hatay İlimize bağlı Samandağ İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Hatay Vali Yardımcısı Bilal BOZDEMİR, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Aydın TÜFEKÇİ ve Samandağ Kaymakamı Dr. Cahit ÇELİK tarafından 11.Mart.2016 tarihinde Samandağ İlçe Müdürlüğü ziyaret edilmiştir.. Söz konusu ziyaret esnasında kurum ilan panosunda asılı bulunan Konfederasyonumuz KESK tarafından basılıp dağıtılan “Katilleri Tanıyoruz Unutturmayacağız!”, “Hesabını Soracağız! Barış ve Demokrasiyi Getireceğiz” ibareli afişimiz hakkında suç unsuru taşıyıp taşımadığının değerlendirmesi amacıyla tutanak tutulmuştur. Hemen ardından,durumdan vazife çıkaran yetkililerin talimatı ile afişimiz panodan indirtilmiştir.Dün yapılan görüşmelere rağmen afişimiz tekrar indirilmiştir.Bu durumu buradan tekrara kınıyoruz..101 canımızın katledildiği Ankara şehitleirmizin olduğu afişi yırtmak,indirmek suçtur,insanlık dışıdır.

Bizleri baskı altına almaya çalışan, haklı mücadelemizden döndürmeyi amaçlayan her türlü hukuk dışı ve fiili uygulama, Türkiye’nin nasıl bir yola girdiğini ve bu yolda önüne çıkan her engeli yerle bir ederek ilerlemek istediğini göstermektedir. Bugüne kadar gerçekleştirilen bu tür gözaltıların baskı ve yıldırma amaçlı olduğu, tıpkı öncekiler gibi asıl amacın sendikal mücadelemize yönelik bir gözdağı olduğu açıktır. Eğitim Sen’in nereden gelirse gelsin bu tür baskılara, tehditlere ve zorbalığa asla boyun eğmeyeceği bilinmelidir.

25-26-27 Martta İstanbuldan ANKARA’ya ‘’Köle değil Emekçiyiz İş güvencemizi İstiyoruz’’ şiarıyla yürüyen kamu emekçilerine polis pervasızca saldırmış ,gözaltına almış yaklaşık 7 saat sonra serbest bırakmıştır.Aralarında Hatay Eğitim Sen Yürütme Kurulundan yönetici ve üyelerinin  olduğu arkadaşlarımıza  yapılan bu saldırıyı  protesto ediyor arkadaşlarımızın mücadelesini selamlıyoruz.

 

cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

üyelerimize çağrımızdır…

Gün beraber mücadele etme günüdür..Gün dayanışma günüdür..

YARIN 30/03/2016 SAAT 18:00’DA KÖPRÜBAŞINDA İLİMİZDE YAŞANAN HUKUKSUZ, KEYFİ SORUŞTURMALARIN,CEZALAR VE SÜRGÜNLERİN DURDURULMASI İÇİN BASIN AÇIKLAMASINA DAVET EDİYORUZ..

(SÜRGÜN EDİLEN KIRIKHAN TEMSİLCİMİZ AHMET KARAÇAY,ÜYELERİMİZ ZEYNEL ABİDİN KARADAŞ,SEDAT BİLMEZ,SEYHAN İLERİ,SELDA SÜRMELİ,TUTUKLANAN ATAMASI YAPILMAYAN ÖĞRETMENLERDEN SERTAN İLASLAN)

UNUTMA SEN YOKSAN BİR KİŞİ EKSİĞİZ…..

 

resim 3

samandağ eğitim sen,tarım orkam sen:İŞ YERİNDE SENDİKANIN AFİŞİNİ İNDİRMEK SUÇTUR!

Hatay İlimize bağlı Samandağ İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü Hatay Vali Yardımcısı Bilal BOZDEMİR, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Aydın TÜFEKÇİ ve Samandağ Kaymakamı Dr. Cahit ÇELİK tarafından 11.Mart.2016 tarihinde Samandağ İlçe Müdürlüğü ziyaret edilmiştir.. Söz konusu ziyaret esnasında kurum ilan panosunda asılı bulunan Konfederasyonumuz KESK tarafından basılıp dağıtılan “Katilleri Tanıyoruz Unutturmayacağız!”, “Hesabını Soracağız! Barış ve Demokrasiyi Getireceğiz” ibareli afişimiz hakkında suç unsuru taşıyıp taşımadığının değerlendirmesi amacıyla tutanak tutulmuştur. Hemen ardından,durumdan vazife çıkaran yetkililerin talimatı ile afişimiz panodan indirtilmiştir.Aşağıda bununle ilgili samandağ eğitim sen temsilciliği ile tarım orkam sen’in basın açıklaması yeralmaktadır…

Makam kullanılarak afişin doğrudan ya da dolaylı indirilmesi talimatı verilmişse bu görevi kötüye kullanmaktır ve daha büyük bir suçtur.
İndirilen-indirtilen afiş Ankara’da katledilen 101 canımızın anısıdır. Derhal geri asılsın-astırılsın! Müsebbipleri kimse, kamuoyu önünde başta Ankara’da yitirdiğimiz 101 canımızdan, ardından ailelerinden ve biz emekçi dostlarından derhal özür dilesin.

Bu; Ankara katliamı sonrası ilan edilen üç günlük ulusal yasın samimiyet göstergesi ve zorunluluğudur.
Bu; Ulusal ve uluslar arası yasalarca güvence altına alınan ve tüm hakların başında gelen ve korunması gerekirken korunamayan yaşama hakkına saygının bir zorunluluğudur.
Bu; Sendikal hak ve özgürlüklerin kullanımına tahammülün ve dolayısıyla asgari düzeyde demokrasinin bir zorunluluğudur.

Bizler Samandağ Eğitim Sen olarak öncekiler gibi Ankara katliamında yitirdiğimiz 101 canımızın anısı önünde bir kez daha saygıyla eğiliyor, anılarına yönelecek her tür haksız, antidemokratik, tahammülsüz girişimin karşısında yer alacağımızı bir kez daha kamu emekçisi dostlarımıza ve halkımıza ilan ediyoruz. Konu ile ilgili Tarım Orkam Sen’in açıklamasını olduğu gibi paylaşıyoruz. Halkımıza saygılarımızla. 29.03.2016
SAMANDAĞ EĞİTİM SEN

resim 3

Tarım Orkam Sen’in konu ile ilgili basın açıklaması:
BASINA VE KAMUOYUNA
HATAY’ DA AFİŞLERİMİZ NEDEN SÖKÜLÜYOR?
12 Eylül ve 28 Şubat darbelerinde gördüğümüz uygulamaların bir benzeri de bu kez AKP sivil darbesinde hayata geçirilmektedir. Sınırlı olan hak ve özgürlüklerin bile rafa kaldırıldığı bu süreçte, AKP iktidarının devamlılığı için yıllardır sürdürdüğü toplumsal kutuplaşma, ötekileştirme, yok sayma ve yok etme politikaları hepimizin de bildiği üzere 7 Haziran 2015 seçimleri sonrasında katlanarak artırılmaktadır.
Bugüne kadar var olan pek çok hakkımız ya budanmış yada tamamen ortadan kaldırılmıştır. Kadrolaşma, adam kayırma had safhaya ulaşmıştır.
Geldiğimiz aşamada mevcut iktidar bunlarla da yetinmeyip; Kamuda korku duygusunu hakim kılmaya çalışarak sadece kendisine biat eden ve kulluk eden anlayışı hakim kılmayaçalışmaktadır. Bürokrasi de bu amaca hizmet etmektedir.
Ne yazık ki,çokça rastladığımız bu uygulamaların bir örneği de Hatay İlimize bağlı Samandağ İlçe Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünde yaşanmıştır. Hatay Vali Yardımcısı Bilal BOZDEMİR, İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Aydın TÜFEKÇİ ve Samandağ Kaymakamı Dr. Cahit ÇELİK tarafından 11.Mart.2016 tarihinde Samandağ İlçe Müdürlüğü ziyaret edilmiştir. Söz konusu ziyaret esnasında kurum ilan panosunda asılı bulunan Konfederasyonumuz KESK tarafından basılıp dağıtılan “Katilleri Tanıyoruz Unutturmayacağız!”, “Hesabını Soracağız! Barış ve Demokrasiyi Getireceğiz” ibareli afişimiz hakkında suç unsuru taşıyıp taşımadığının değerlendirmesi amacıyla tutanak tutulmuştur. Hemen ardından,durumdan vazife çıkaran yetkililerin talimatı ile afişimiz panodan indirtilmiştir.
Vali Yardımcısı, İlçe kaymakamı ve İl Müdürü; kısacası “mülki erkân”, afişlerimizle “yakından” ilgilenmekte, fotoğraf çekerek tutanak tutmaktadır. Öyle ki; afiş asılması hakkında, Sendikamızın Samandağ İşyeri Temsilcisi Murat Tolu’nun ifadesi bizzat vali yardımcısı tarafından alınabilmekte, soruşturmalar açılmaktadır. Sendikamız, üyelerimiz ve diğer çalışanlar nezdinde “tehlikeli”, “uzak durulması gereken” illegal bir örgüt algısı oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Söz konusu afiş 10 Ekim 2015 günü konfederasyonumuzun da çağrıcısı olduğu, Barış, Demokrasi ve Kardeşlik Mitinginde yaşanan saldırıya yönelikbir afiştir. Sözü edilen miting Konfederasyonumuzca gerekli yasal izinleri alınmış ve devlet tarafından her türlü güvenlik tedbirleri alınması gereken bir mitingdir. Ancak Ankara Gar’ının önünde mitingimize alçakça bir saldırı düzenlenmiştir. Bu saldırı, aralarında sendikamız üyeleri ile yakınlarının da bulunduğu toplam 101 arkadaşımızı yitirdiğimiz, Cumhuriyet tarihinin en kanlı saldırısı olarak tarihe geçmiştir.
Bundan dolayıdır ki hükümet de saldırı sonrasında ülke çapında 3 günlük ulusal yas ilan etmiştir.
Ne acıdır ki, bir yandan Ulusal Yas ilan edilirken diğer yandan üyelerimiz ile üyelerimizin yakınlarının katliamını kınamak, sorumlulardan bir önce hesap sorulmasını sağlamak amacıyla Konfederasyonumuzun hazırlattığı afiş; işyeri panosundan sökülerek, çöpe atılmış ve sendikamızın işyeri temsilcisi hakkında soruşturma başlatılmıştır.
Konfederasyonumuz ve Sendikamız Genel Merkezinin Hatay Valisine ve İl Müdürüne yönelik görüşme talebi ise karşılık bulmamıştır.
Sendikal faaliyetler Ülkemizin de imzaladığı Uluslararası anlaşmalar ve anayasa başta olmak üzere, 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu ve ilgili genelgelerle güvence altına alınmış, hak ve sorumluluk alanı belirlenmiştir.
Ekim 2015 tarihinden bu yana afişimizin toplatılmasına veya yasaklanmasına dair herhangi bir mahkeme kararı yoktur. Buna rağmen mülki amirler ve işyeri amirleri kendilerini mahkemelerin yerine koyarak afişlerimizi hukuksuz bir biçimde ilan panosundan indirtmişlerdir. Bu davranışla sendikal faaliyetlerin engellenmesinin yanısıra katliamda yitirdiğimiz arkadaşlarımızın hatırasına da hakaret edilmiştir.
İktidarın baskıcı, ayrımcı, ötekileştiren, yok sayan tüm uygulamaları ne yazık ki bürokrasi kademesince de devam ettirilmektedir.
Hatay da yapılanlar açıkça sendikal hak ihlalidir ve idarenin gücü kullanılarak suç işlenmiştir.
Bugüne kadar nasıl ki yok saymalara, hukuksuzluklara boyun eğmediysek Hukuksuzluğun sürekli hale getirilmeye çalışıldığı ülkemizde; 10 Ekim Katliamında yitirdiğimiz 101 arkadaşımızın anılarına yapılacak saygısızlık başta olmak üzere, tüm hukuksuzlukların karşısında olacağımızı kamuoyuna duyururuz. 29/03/2016
YAŞASIN TARIM ORKAM SEN
YAŞASIN KESK

TARIM ORKAM SEN
MERKEZ YÜRÜTME KURULU

A1

BAŞSAĞLIĞI..

REYHANLIDA OĞULCAN TUNA MESLEKİ VE TEKNİK ANADOLU LİSESİ REHBER ÖĞRETMENİ ÜYEMİZ FATİH DİLİM VEFAT ETMİŞTİR.ÇOK ÜZGÜNÜZ..TÜM EĞİTİM SEN TOPLULUĞUNA VE SEVENLERİNE BAŞSAĞLIĞI,AİLESİNEDE SABIR DİLİYORUZ…

BAŞSAĞLIĞI İÇİN YAKINLARININ TELEFON NUMARASI:05324345367

 

12809730_181752282215729_2284227123211605288_n

KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİNİN ANKARA YÜRÜYÜŞÜ GÖZALTI VE ENGELLEMELERE RAĞMEN TAMAMLANDI..

AKP’NİN KAMU EMEKÇİLERİNİN İŞ GÜVENCESİNE YÖNELİK SALDIRISINA KARŞI KEC’LİLERİN İSTANBULDAN BAŞLAYAN ANKARA YÜRÜYÜŞÜ…

Son günlerde bombalı saldırılarla gündeme gelen ve Ankara’nın göbeğinde eylem yapma korkusunun yayılmak istendiği ortamda Kamu Emekçileri Cephesi Köle Değiliz Emekçiyiz İşgüvencemizi İstiyoruz Alacağız, Yeni Personel Rejimi Yasasını İstemiyoruz talepleriyle başlattığı kampanya çerçevesinde 25-27 Mart arasında Ankara Yürüyüşü gerçekleştirdi.Bu yürüyüş iş güvencesi elinden alınmak istenen kamu emekçilerinin sendikaların sessiz kaldığı ortamda bu sessizliği kıran bir eylem olmuştur..Yürüyüş Ankarada tamamlanmış fakat basın açıklaması yapılacağı sırada 20 kamu emekçisini gözaltına alınmıştır..Aralarında Hatay Eğitim Sen üye ve yöneticisinin olduğu 20 kamu emekçisi akşam saatlerinde serbest bırakılmıştır..Aşağıda bu gözaltıya yönelik KEC’lilerin açıklaması yeralmaktadır..

12799041_181752362215721_2395800495636968829_n

KEC Açıklama
Faşist Baskı Ve Saldırılarınıza, Gözaltı Ve Tutuklama Terörünüze Boyun Eğmeyeceğiz!
İş Güvencemizi İstiyoruz Alacağız!
Faşist AKP iktidarı büyüyen yönetememe kriziyle emekçilere ve halkın tüm kesimlerine yönelik saldırılarına devam ediyor.
Tüm ülkeyi kan gölüne çeviren AKP faşizmi, bir yandan da emekçilerin hâlihazırda bile yetersiz olan haklarına yönelik yeni gasp saldırılarını hayata geçiriyor. Ve yaratmaya çalıştığı terör ve korku ortamıyla emekçilerin bu saldırılara karşı koyuşunu da engellemeye çalışıyor AKP faşizmi.
Ne var ki başarılı olamıyor…
AKP’nin, kamu emekçilerinin iş güvencelerini ortadan kaldıran yeni saldırı düzenlemesine karşı aylar önce KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ olarak bir kampanya başlattık. Sendikalarda toplantılar yaptık. İstanbul’da ve Anadolu’nun birçok ilinde imza masaları açtık, imzalar topladık. Afişler, stickerlar astık yüzlerce, binlerce… AKP faşizminin haklarımıza dönük bu önemli saldırısı karşısında sessiz ve tepkisiz kalmadık.
SUSMADIK!
Ve son olarak da, 25 Mart 2016 Cuma günü Kamu Emekçileri Cephesi olarak İstanbul’dan Ankara’ya iş güvencemiz için yürüyüş başlattık. Faşist AKP ve on bağlı halk düşmanı polisler, yürüyüşümüz karşısında yenilgi ve acziyet içerisine düşmüşlerdir. Bu nedenledir ki bugün 22 arkadaşımız Ankara’ya vardıktan sonra Güven Park’ta polisin saldırısına uğramış ve işkence ile gözaltına alınmışlardır.
İşte AKP faşizmi…
İşte AKP faşizminin halk düşmanlığı…
İşte AKP faşizminin emekçilerden, KEC’ten korkusu…
Bu saldırının esas nedeni AKP faşizminin büyüyen korkusudur. AKP faşizmi halkı sindirmek ve teslim almak için katliamlara başvuruyor, her gün yeni saldırılarla halka karşı açmış olduğu savaşı büyütüyor. Terör ile halkımızı sokağa çıkamaz hale getirmek istiyor…
Ve de sendikalar nezdinde, halk güçleri- sol güçler nezdinde bu amacına önemli oranda ulaşabiliyor AKP.
Faşizmin kamu emekçilerine yönelik saldırıları karşısında; iş güvencesini ortadan kaldıran saldırı düzenlemesi karşısında KESK hiç bir şey yapmamaktadır örneğin.
Ya da farklı konularda da olsa alına eylem kararları iptal edilebilmektedir. AKP’nin yaratmak istediği pasifikasyona hizmet edilmektedir…
Böyle bir ortamda AKP faşizmine karşı direniyor ve mücadele ediyoruz.
Meydanları, sokakları terk etmiyoruz. Faşizmin, adaletsizliğin, zulmün başkentine yürüyoruz.
ANKARA YÜRÜYÜŞÜ BU NEDENLE SADECE BİR YÜRÜYÜŞ OLMANIN ÖTESİNDE BİR SİYASİ CÜRET ÖRNEĞİDİR. SİYASİ ZAFERDİR.
AKP faşizmi yürüyüşümüzün bu güçlü siyasi muhtevasının farkında olarak arkadaşlarımıza saldırmıştır.
Ne var ki bu ve benzeri saldırılarla AKP kendi açmazını büyütmektedir.
Direnmeye, haklarımız için mücadele etmeye devam edeceğiz.
İŞ GÜVENCEMİZİ İSTİYORUZ ALACAĞIZ!
BASKILAR İŞKENCELER GÖZALTILAR BİZİ YILDIRAMAZ!
EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!
KAHROLSUN FAŞİZM YAŞASIN MÜCADELEMİZ!
27 Mart 2016
KAMU EMEKÇİLERİ CEPHESİ

 12495111_181752325549058_5813302375936895171_n
16370_21_41_03[1]

Tacizci Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmenine Dava Açtık!

İstanbul 2 No’lu Şubemiz aracılığıyla yaptığımız suç duyurusu sonucunda, İstanbul Beykoz Prof. Dr. İbrahim Canan Anadolu Lisesi’nde görevli Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni Emin Şahin hakkında “çocuğa karşı cinsel taciz suçu”nu işlediği iddiası ile dava açtık.

Emin Şahin’in, derse girdiği bir sınıfta, “Ben tayt-pantolon giyen kızların bacak arasına bakınca şehvet duyuyorum” dediği iddia edilmişti. Tepkiler üzerine öğretmen hakkında soruşturma başlatılmıştı.

Beykoz-lise

imgres

Çocuk İstismarını Meşru Gören ASPB Bakanı Sema Ramazanoğlu Derhal İstifa Etmelidir!

Karaman Cumhuriyet Başsavcılığı’nın tecavüze uğradığı iddia edilen 45 çocuktan durumu belgelenen 10 çocukla ilgili hazırladığı iddianame kabul edilmiş ve ilk duruşma tarihi 20 Nisan saat 09.00 olarak belirlenmiştir.Karaman’da Ensar Vakfı ile bağlantılı, 10’u doktor raporuyla kesinleşen ve toplamda 45 çocuğa yönelik cinsel saldırılar kadar, bu saldırıların ana akım medyada ele alınma biçimi, yetkililerin hukuksal süreci doğrudan yönlendirme çabaları, saldırının siyasal karakterinin yok sayılarak şahsi alana çekilmek istenmesi, mağdur çocukların ailelerine yönelik baskılar Türkiye’de hem hukukun hem de onurlu bir toplumsal yaşamın felç duruma getirildiğinin en önemli göstergesidir.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı yaptığı protokollerle  bünyesindeki çocuklara yönelik hizmetleri kamusal denetimin fiilen mümkün olmadığı “vakıflara” devretmektedir.AKP’nin kindar ve dindar nesil yetiştirmek amacıyla yap boz tahtasına çevirdiği ve 4+4+4 ile uyguladığı  eğitim sisteminin   yarattığı tahribatlar, çocuk evlilikler,    çocuk işçiliği ve  cinsel istismar vakalarında yaşanan artışlar şeklinde  gün yüzüne çıkmaya devam etmektedir.İstatistiklere  bile çok açık biçimde yansıyan bu tabloya rağmen, çocuk haklarının geliştirilmesine yönelik politikalar üretmek bir yana, cinsel istismar suçu işleyen sanıklar hakkında verilen yargı kararları ile çocuk istismarı adeta  meşru kılınmak istenmektedir.

 Sosyal yardımların hak olmaktan çıkartılarak yandaş kuruluşlar aracılığıyla sadaka biçimine dönüştürülmesinin, siyasal istismarın yanında her türden istismarı nasıl mümkün kılabildiği Karaman’da cinsel saldırıya uğrayan çocukların varlığı ile bir kez daha açığa çıkmıştır.

Sistemli cinsel saldırının söz konusu olduğu vakıfla ilgili olarak yapılan resmi açıklamalar ve ifade edilen resmi görüşler değerlendirildiğinde, iktidarın bu vakıf etrafında örgütlenen mekanizmalara ve toplumsal itaate ne denli ihtiyaç duyduğu açıkça ortaya çıkmaktadır. 22 Mart’ta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Sema Ramazanoğlu’nun “Buna bir kere rastlanmış olması hizmetleri ile ön plana çıkmış bir kurumumuzu karalamak için gerekçe olamaz” diyerek 45 çocuğun cinsel istismarına rağmen Ensar Vakfı’nı savunması ve kurumsal sorumluluğu yok sayması son derece sadece etik dışı bir tutumdur. Bakana şu noktayı hatırlatalım: söz konusu olan çocuğa yönelik cinsel saldırıdır ve bu saldırı onlarca çocuğa karşı gerçekleşmiştir ve üç yıl boyunca devam etmiştir. Anayasa’nın 41’inci maddesine göre devlet, her türlü istismara ve şiddete karşı çocukları koruyucu tedbirler almak zorundadır. Bu saldırıların gerçekleştiği kurumlarda işlerin bu denli korkunç bir boyuta vardırılmasında hem kurumların hem de bakanlığın payı es geçilemez.

Tüm bunlara ek olarak, bu saldırılar yurt açma yetkisi olmayanların açtığı yurtlarda gerçekleşmiştir. 5661 sayılı Yasa ve 652 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre tüzel kişilikler ve şahıslar ilkokul ve ortaokul seviyesinde yurtlar ya da bu tür evler açamazlar. Yasa dışı biçimde açılan yurtlara sahip olan bir vakfa hangi sıfatla sahip çıktığınızı kamuoyuna açıklamak zorundasınız! Yasadışı biçimde yurt açan bir vakfın etkinliklerinde MEB yöneticilerinin neden yer aldığı konusu da derhal açıklığa kavuşturulması gereken konulardandır.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı’nın tutumu, eğitim alanının dinselleştirilmesine  ve sosyal  hakların budanarak toplumun istikrarlı biçimde dilencileştirilmesine ve bu yolla itaate zorlanmasına verilen bir onaydır da. Hatırlatalım; bütçe görüşmelerinde sosyal yardım alan aile sayısının artışı ile övünen bir bakan ile karşı karşıyayız. Herhangi birinin yardıma muhtaç insan sayısının artışı ile övünebilmesi için yoksulluğun kalıcılaşmasından ve derinleşmesinden medet uman siyasal bir projenin içinde olması gerekir. Vakfın hem yetkililer hem de yandaş medyanın köşelerini tutmuş kişiler tarafından canhıraş biçimde bu kadar savunulmasının temel sebebi budur: bu vakıf tam da AKP’nin istediği toplumsal modelin hayata geçirilmesi için uğraşmakta, başta yoksullar olmak üzere toplumun yardım bağımlılığı üzerinden kontrol altında tutulmasını sağlayan projelere imza atmaktadır. Toplumun haklarının budanarak itaate zorlanmasının ilk kurbanları da maalesef çocuklar olmaktadır.

Bunun yanı sıra 23 Mart’ta Meclis’te çocuk istismarlarının araştırılması ve önlenmesine yönelik araştırma komisyonu kurulması için yapılan teklifinAKP’lilerin oylarıyla reddedilmesinin hemen ardından AKP’li vekiller bu durumu alkışlarla karşılamıştır. Tüm muhalefetin komisyon kurulması için evet oyu vermesi üzerine tüm AKP’liler hayır oyu vermişlerdir. AKP milletvekillerinin çocuk istismarlarıyla ilgili komisyon kurulmasını engelledikleri yetmiyormuş gibi bu durumu sevinçle karşılamaları ve sonucu alkışlamaları kabul edilemez bir tutumdur.Ancak kamuoyundan gelen güçlü baskı nedeniyle AKP geri adım atmak zorunda kalmıştır. AKP Grup Başkanvekili Naci Bostancı, CHP, HDP ve MHP gruplarıyla varılan mutabakat çerçevesinde çocuk istismarıyla ilgili ortak bir araştırma önergesi verileceğini belirterek, önergenin 25 Mart’ta TBMM Genel Kurulunda görüşülerek araştırma komisyonu kurulacağını söylemiştir.

Toplumsal çürümenin boyutunu çok açık biçimde ortaya koyan bu saldırının fail ya da faillerinin yanı sıra, denetim görevini yerine getirmeyenler, kendi kurumlarında üç yıl boyunca bu saldırının devam etmesini görmezden gelenler ve onaylayanlar, bu saldırının gerçekleşmesini mümkün kılanlar, doktor raporuyla ispat edilmiş saldırıları yok sayarak kamuoyunu çarpık biçimde yönlendirmeye çalışanlar, sorumluluğunu yerine getirmeyenleri savunmak için etik ve mantığı hiçe sayanlar, bu soruşturmanın adil ve kapsamlı biçimde yürütülmesine engel olanlar, yaptıkları açıklamalarla saldırıları örtbas etmeye çalışanlar, yasalara aykırı biçimde yurt açanlar, yasadışı yurt açan bir kurumun etkinliklerinde boy gösterenler, akıldan ve vicdanla bağdaşmayacak ölçüde fütursuzlaşarak suçluları övenler, onlara kalkan olmaya çalışanlar hesap vermek zorundadır.Yaptığı açıklama ile  çocuklara yönelik cinsel istismar suçunu meşru gördüğünü açıkça beyan eden   Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanı derhal istifa etmeli, yaşanan bu  vahşette payı  olan tüm sorumlular  hakkında detaylı bir soruşturma yürütülmelidir.KESK olarak , AKP’nin çocuğa, yoksula,kadına, eğitime, eşitliğe ve adalete bakışının ne denli çarpık olduğunu bir kez daha ortaya koyan bu gelişmelerin sonuna dek takipçisi olacağız.

imgres

Türkiye’yi Taşeron Cumhuriyetine Çevirenler Bizi Yanıltmadı: “Taşerona Kadro Müjdesi” Fos Çıktı!

Yazıcı uyumluArkadaşa gönder

Dün AKP Grup toplantısında konuşan Başbakan Davutoğlu kamuda çalışan tüm taşeron işçilerinin kadroya alınacağını açıklamıştır.

Konuşmasında “Yardımcı işlerde çalışanları da kamuya almayı kararlaştırdık. Böylece dışarıda kalan tek bir taşeron işçisi kalmayacak. Bu kişiler aynı yerde çalışmaya devam edecekler” diyen Başbakanın bu sözleri yıllardır kamuda güvenceden, sendika ve toplu sözleşme hakkından, insanca bir ücretten uzak çalışma koşulları dayatılan yüz binlerce taşeron işçisi tarafından sevinçle karşılanmıştır.

Ancak başbakanın bu ‘müjdeli’ açıklamalarının üzerinden daha bir kaç saat geçmeden Maliye Bakanı Naci Ağbal’ın konunun detayları hakkında yaptığı açıklama yıllardır çalışma koşullarını düzeltilmesini, maaşlarının insanca bir yaşam sürdürmeye yeter noktaya çekilmesini ve en önemlisi güvenceli bir kadro isteyen taşeron çalışanlarının umutlarını karartmıştır.

Öncellikle kamuda taşeron çalışmanın AKP’li yıllarda devasa boyutlara ulaştığını bilmeyen yoktur. Devletin resmi rakamları, hükümet yetkililerinin zaman zaman yaptığı açıklamalar Türkiye’nin hızla ‘Taşeron Cumhuriyetine’ dönüştürüldüğünü göstermektedir.

Konuyla ilgili olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik eski Bakanı Faruk Çelik’in CHP Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in soru önergesine verdiği cevap 29 Ekim 2014 tarihinde basına da yansımıştır.

Faruk Çelik’in verdiği rakamlara göre kamuda çalıştırılan sigortalı taşeron işçi sayısı 2004 yılında 3.183 ( üç bin yüz seksen üç) iken 2014 yılının dokuzuncu ayı itibari ile 781.000’e (yedi yüz seksen bir bin) çıkmıştır. Yani bu dönemde kamudaki taşeron işçi sayısı 245 (iki yüz kırk beş) kat artmıştır.

Bu resmi rakamlara göre Türkiye’yi bir Taşeron Cumhuriyetine çevirdikleri açık olanların, sanki bunun sorumlusu başka bir siyasal iktidarmış gibi “kamuda tek bir taşeron işçisi kalmayacak” nutukları atmaları gerçekleri çarpıtmada ne kadar ‘ustalaştıklarını’  göstermektedir.

Dün, başbakanın taşerona kadro müjdesinden birkaç saat sonra Maliye Bakanı tarafından konunun detaylarına ilişkin yapılan açıklamalar AKP iktidarının yeni bir ali cengiz oyunu ile karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir.

Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre;  kamu idareleriyle belediyeler ve il özel idarelerinde yaklaşık 720 bin asıl ve yardımcı iş yapan taşeron personel kamuda “özel sözleşmeli personel” pozisyonunda istihdam edilecektir. Bu kapsamda çalışacaklarla ilgili istihdam edilecek olanların pozisyonun kapsamı, çalışma koşulları, mali-sosyal hakları ve yükümlülükleri bir iki hafta içinde TBMM’ye sunulacak yasa tasarısı ile düzenlenecektir.

Kısacası kamu taşeron çalışanları kamuda 4C benzeri yeni bir istihdama göre çalıştırılacaktır. Üstelik kamu taşeron işçilerinin bu pozisyonda istihdam edilmesi için;

  1. 1 Kasım 2015’ten önce işe girmesi ve halen çalışmaya devam etmesi
  2. Emekli aylığı almaya hak kazanmamış olması
  3. 65 Yaşını doldurmamış olması
  4. Tam zamanlı işlerde istihdam edilmiş olması
  5. 12 ay boyunca görev yapıyor olması
  6. Devlet memurluğuna atanmak için aranan şartları taşıması
  7. Ayrıca yapılacak olan “devlet memuru olmanın gerektirdiği güvenlik araştırmaları “  nda sorun yaşamaması
  8. Personel çalıştırılmasına dayalı hizmet alımı ihalelerinde çalışması,
  9.  Anahtar teslim götürü hizmetlerde çalışmaması,
  10. Taşeron sözleşmesinde kaç personelin çalışması gerektiğinin belirtilmesi
  11. Ayrıntıları yasa tasarısı ile düzenlenecek olan, “kamuya geçişte kişinin mesleği ve kamu hizmetini yapabilmesi için gerekli bilgi ve donanıma sahip olup olmadığını belirlemeye yönelik” sınavı kazanması gibi bir takım şartlar getirilmektedir.

Bu şartlara genel olarak bakıldığında bile başbakanın  “dışarıda kalan tek bir taşeron işçisi kalmayacak” sözlerinin ne kadar abartılı olduğu ortaya çıkmaktadır.  

Öncellikle Türkiye’de taşeron firmaların, çalışanları ile 12 aylık değil, 10-11 aylık sözleşme yaptığı,  sigorta primi ödememek için çalışmakta olan işçiyi işten çıkmış veya yıllardır çalışan işçiyi işe yeni girmiş gibi gösterdiği, firma bünyesinde farklı işlere kaydırarak hizmet sürelerini az gösterdiğini bilmeyen yoktur.

Kayırmacılığın, torpilin hiçbir dönemde olmadığı kadar yaygınlaştığı bugünlerdekamu taşeron işçilerine getirilen sınavın ne kadar adil bir biçimde yapılacağı da ayrı bir tartışma konusudur. Ayrıntıları yasa tasarısı ile düzenlenecek sınavın mülakata bağlanması, bu mülakatla siyasi iktidara yakın olanların “özel sözleşmeli personel” pozisyonunda istihdam edilmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

En can alıcı noktalardan birisi de tüm şartları yerine getiren, sınavı kazanarak “özel sözleşmeli personel” pozisyonuna atanan kamu taşeron işçilerinin geçmişe dönük hak talebinde bulunamayacağı düzenlemesidir.  Buna göre yüz binlerce kamu taşeron işçisine “özel sözleşmeli personel” statüsünde çalışabilmek için geçmiş birikimlerinden, özellikle kıdem tazminatlarından vazgeçmeleri dayatılmaktadır.

Mevcut uygulamaya göre bir kamu taşeron işçisi yapmakta olduğu işin asıl iş olduğuna ilişkin dava açar ve bunu dava sonucunda ispatlarsa ilk işe başladığı tarihten itibaren asıl işçi gibi değerlendirilerek, başta kıdem hakkı olmak üzere geçmişe dönük bütün haklarını asıl işverenden alabilmektedir. Ancak bu düzenlemeye göre eğer söz konusu kamu taşeron işçisi eğer yukarıda sıralanan şartları yerine getirerek  “özel sözleşmeli personel” pozisyonuna ‘atanma hakkına!’ kavuşursa mahkeme kararı ile verilen kıdem ve kadroya alınma başta olmak üzere geçmişe dönük kazanılmış haklarından vazgeçmek zorunda bırakılacaktır.

Yani açılan davalar sonucunda kamu idaresinin karşı karşıya kaldığı mali yükten kurtulmanın hesabını yapan hükümet,  işsizlik ve geçim derdi kıskacına sıkıştırdığı kamu taşeron işçisinin yaşadığı krizi fırsata çevirmekten geri durmayarak “eğer geçmiş çalışmandan doğan haklarından vazgeçersen seni özel sözleşmeli personel pozisyonuna atarım” demektedir.

Getirilen bu ağır şartlar sonucunda yedi yüz bini aşan kamu taşeron işçilerinin sınırlı bir kesiminin “özel sözleşmeli personel” pozisyonunda istihdam edileceğini görmek için kahin olmaya gerek yoktur.

Üstellik Maliye Bakanının açıklamalarına göre;  tüm bu şartları taşıyan, sınavı geçen kamu taşeron işçilerinin ne çalışma koşullarında ne de ücretlerinde bir değişiklik yapılmayacaktır. Yani çağdaş kölelik olarak nitelendirilen 4C benzeri hatta bazı yönleri ile 4C istihdamından da daha geri olan “özel sözleşmeli personel” pozisyonunda istihdam edilen kamu taşeron işçisine şu anda aldıkları aylık üzerinden maaş verilecektir. Kamu taşeron işçileri hangi kurumun, hangi biriminde, hangi işi yapıyorlarsa aynı işi yapmaya devam edecektir. 

Ayrıca tüm şartları taşıyıp, sınavı geçen “özel sözleşmeli personel” pozisyonunda istihdam edilen kamu taşeron işçisi ile 3’er yıllık sözleşme yapılacak.  Her 3 yılda bir sözleşmelerinin yenilenmesinin hangi şartlara bağlanacağını da belirsiz olan kamu taşeron işçileri gerçek bir iş güvencesinden uzak, asgari ücret düzeyinde ücretlerle çalışmaya devam edecek.

Tüm bunlara rağmen kamu taşeron işçilerinin asıl iş, yardımcı iş ayrımı yapılmadan tamamının kadroya alınacağının koskoca bir yalandan ibaret olduğu tüm açıklığı ile ortaya çıkmıştır.

Yukarıda özetlemeye çalıştığımız detaylar kamu taşeron işçisine bırakın kadro vermeyi bundan sonra kamuya alınacak herkesin “özel sözleşmeli personel” olarak istihdamını hedeflemektedir. Lisans mezunu olup KPSS’den atanamayanların “özel sözleşmeli personel” olarak istihdamının önü sonuna kadar açılacaktır.

Böylece sık sık kamuda birbirinden farklı onlarca istihdam tipi olmasından yakınan, hatta “kamuda harf karmaşasına son vereceğiz” diyen AKP iktidarı mevcut istihdam biçimlerine  esnek güvenceli, düşük ücretli, “özel sözleşmeli personel” adlı altında melez yeni bir istihdam eklemeyi tercih etmiştir.

Bunun adı müjde değil, tüm kamunun “özel sözleşmeli personel “ adı altında siyasi iktidarın taşeron çalışanı haline getirilmesidir. Bugün taşeron işçisine “müjde” diye sunulan kelimenin tam anlamıyla tüm çalışanlara “ölümü gösterip sıtmaya razı etme” politikasının bir parçasıdır.

Eğer bir siyasal iktidar vatandaşlarına insanca çalışma ve yaşam koşulları sağlama, çalışanlar arasında adalet sağlama konularında samimi ise ilk yapacağı iş taşeron, 4/C,  sözleşmeli, vekil gibi güvencesiz tüm istihdam biçimlerine son vermektir.  Ancak 14 yıllık iktidar patriği AKP’nin böyle bir derdi olmadığını tüm açıklığı ile ortaya koymaktadır.  Çünkü her zaman ifade ettiğimiz gibi AKP iktidarı emekten değil, sermayeden yanadır. Politikalarında emeğin değil, sermayenin-işverenlerin çıkarlarını temel almaktadır.

İşçilerin, emekçilerin 10-12 saat güvencesiz koşullarda çalışması, iki kişilik işin bir kişiye yaptırılması, çalışanların eline geçen paranın sefalet koşullarında bir yaşam sürmeye dahi yetmeyecek kadar erimesi, maliyet olarak görüldüğü için alınmayan önlemler sonucunda her yıl ortalama 1.500 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesi AKP iktidarının çok da umrunda değildir. Çünkü AKP iktidarı için;  sermaye lehine ‘daha ekonomik” ise işçinin, emekçinin kölece çalıştırılmasında bir sakınca yoktur.

Mecliste görüşülmekte olan özel istihdam büroları yasa tasarısı ile kiralık işçiliği dayatması,  işçilerin kıdem tazminatını,  kamu emekçilerinin iş güvencesini hedef alan politikalarda ısrar etmesi, “asgari ücreti 1.300 TL ye çıkardık” deyip maliyetini işverenlere değil, halka yıkması sermaye dostu-emek karşıtı politikasının gereğidir.

Tüm bu nedenlerle İktidarda olduğu 14 yılda kamuda çalışan kadrolu işçi sayısını bitme noktasına getiren, 23 bin 4C’liyi kadroya almamak için yıllardır ayak direyen, sözleşmelilerin kadroya alınmasını seçim yatırımına dönüştüren AKP iktidarının yedi yüz bin kamu taşeron işçisini kadroya almasını beklemek inandırıcı değildir. Nitekim başbakanın “kamuda tek bir taşeron işçi kalmayacak” nutkunun üzerinden daha birkaç saat bile geçmeden ortaya çıkan,  tablo bunu ispatlamaktadır.

Öte yandan AKP’nin “Taşerona kadro müjdesi”  işçilerin, emekçilerin insanca yaşam ve çalışma koşularına kavuşması konusunda AKP iktidarından medet ummanın ne kadar yanıltıcı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır.

İşçileri, kamu emekçilerini, yoksullaştırılan halkı hedef alan bu emek karşıtı politikalar ancak söz konusu kesimlerin ortak mücadelesi ile durdurulabilir.  

KESK olarak tüm çalışanlar için güvenceli iş – güvenli gelecek mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye; emeğin, ezilenlerin ortak mücadelesini örme konusunda üzerimize düşen görev ve sorumluluğun gereğini yerine getirmeye devam edeceğiz.

 

cocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escort