cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

direneceğiz..

Değerli Dostlarım

İktidar açığa alma ile kamudan ihraç etme uygulamalarını , OHAL ilan edilmesiyle birlikte hızlandırmış bunun sonuncunda  birçok ilde olduğu gibi ilimizde 1000’e yakın kamu emekçisi arkadaşımız görevden alınmıştır.. Haklarımıza yönelik bu saldırılar karşısında Hatay Eğitim Sen üyesiyle ,dostlarıyla,D.K.Ö ‘lerle  birlikte  gecikmeden  tepkisini koymuş ve tepkisini geliştirme anlamında kararlar almıştır…Başından beri koyduğumuz tavrımızla ısrar edeceğimizi belirtmek istiyorum.Bu tavrımız net biz diyoruz ki ‘’BÜTÜN ARKADAŞLARIMIZ MESLEĞİNE,ÖĞRENCİSİNE,OKULUNA  DÖNENE KADAR ALANLARDAN ÇIKMAYACAĞIZ’’.Bu anlamda yanımızda olan ve daima olacak tüm arkadaşlarımızı,dostlarımızı,velilerimizi ve dost kurumları saygıyla anıyorum..

Yıllardır savunduğumuz fiili meşru mücadelenin ne kadar önemli olduğunu bir sınıf sendikasının niteliğini koruması için fiili meşru mücadele dışında başka bir seçeneğinin olmadığını bu süreçte daha iyi görüyoruz.Dolayısıyla bizim bu saldırıları püskürtebilmemizin direnç ve karalılık ile olabileceğini unutmamak gerekir..Bu anlamdada 10 Eylül’de İstanbul’dan Ankara’ya “OHAL İŞİMİZE VE HAKLARIMIZA SALDIRIDIR, İŞ GÜVENCEMİZE SAHİP ÇIKACAĞIZ” sloganıyla 6 kez gözaltı ve saldırılara rağmen yürüyen  Kamu Emekçilerini selamlıyorum..

Bilindiği üzere son süreçte pek çok kamu emekçisi sendikal eylemlerden dolayı soruşturma ve sürgün saldırılarına maruz kaldı. Katıldığı demokratik eylemlerden dolayı işten atılan kamu emekçileri oldu. İmzacı akademisyenler  basında algı oluşturularak hedef gösterildi ve bir kısmının işine son verildi. Geriye kalanlar mobing uygulamalar altında  çalışmaya zorlanmaktadırlar. Son olarak  OHAL’in ilanıyla birlikte kitlesel tasfiyeler başladı. Darbecilere yönelik olduğu söylenen KHK’larla işten atmalar ve açığa almalar devrimci, demokrat, muhalif kamu emekçilerini de kapsadı. Son olarak 11 bin 500 öğretmen açığa alındı. ÖYP’li binlerce araştırma görevlisi bir gecede güvencesiz 50/D kadrosuna geçirildi. Ayrıca yıllardır gündemde olan 657 sayılı devlet memurları kanununda değişiklik yapılarak kamu emekçilerinin iş güvencesinin tamamen ortadan kaldırılması için düğmeye basıldı.

İşte bütün bunlara karşı direncimizi örgütlerken;

“Kötü öğretmen, kötü öğrenci, kötü veli yoktur, kötü eğitim sistemi vardır” diyen Rıfat Ilgaz’ı, “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir” diyen Fakir Baykurt’u, “Yarin yanağından gayrı her şeyde her yerde hep beraber” diyen Bedreddin’i  yanımıza alarak yürüyoruz..

Son olarak şunu söylüyorumki; Alınteriyle çalışan bizler yani binlerce emekçi; İktidarın mesnetsiz söylemlerle bir gecede açığa  alınmamıza  elbet sessiz kalamazdık,kalmayacağız… Bizler Emeğiyle, alınteriyle çalışan emekçileriz,çalmadık çırpmadık .. AKP kendisine dikensiz gül bahçesi yaratmak istiyor. Her türlü saldırıyı yapacak, iş güvencemize ve haklarımıza saldıracak ama buna karşı bir şey yapılmayacak, sessiz olunacak. Bunu kabul etmemiz mümkün değil. Bu yüzden işimize emeğimize sahip çıkıyoruz. Bize bedel ödeterek vazgeçmemizi bekleyenlere buradan sesleniyoruz; İŞGÜVENCEMİZDEN,MESLEĞİMİZDEN  VAZGEÇMEYECEĞİZ…

Laik-Bilimsel Eğitimi SAVUNDUK/SAVUNUYORUZ

İş Güvencesini SAVUNDUK/SAVUNUYORUZ

                                                                                                               AYHAN ERKAL

od

üyelerimizin dikkatine(görevden almalara karşı itiraz dilekçesi)

 DİKKAT:Görevden uzaklaştırılan üyelerimiz, ekte gönderilen itiraz yazısını bulundukları yerin ilçe veya il milli eğitim müdürlüğüne verebilirler. İtiraz dilekçesini her üyemiz kendi durumuna uygun olarak değiştirebilir.

Aşağıdaki linklerden bilgi amaçlı olarak üst yazıyı ile  il veya ilçe milli eğitim müdürlüğüne vereceğiniz dilekçeyi indirebilirsiniz..

LİNK=>ust-yazi-subelere-ihraclar-ve-gorevden-uzaklastirmalar-hk

LİNK=>aciga-alma-itiraz

 

cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

HALKIMIZA,VELİLERİMİZE,ÖĞRENCİLERİMİZE,DOSTLARIMIZA ÇAĞRIMIZDIR…

Yıllardır bilimsel,akademik ve laik bir eğitimi savunan biz eğitim emekçilerini 10 Eylül günü, iktidar yalan ve iftirayla ülke genelinde 11500 öğretmeni açığa aldığını ilan etti.

Bu çerçevede ilimizde toplam 928  öğretmenimiz keyfi olarak ve yalnızca AKP’li olmadığı için öğretmenlikten uzaklaştırıldı.
AKP bizleri yokluğa, yoksulluğa, açlığa mahkûm ederek terbiye etmeye çalışıyor,öğretmenleri evine ekmek götüremeyecek, çocuğuna harçlık veremeyecek, borcunu ödeyemeyecek bir duruma sokup bununla bütün halkta korku yaratmaya çalışıyor.

Ülkeyi yandaşlarına parselleyen,eğitimi piyasalaştıran AKP ülkeyi dizayn etme adına emekçilere saldırılarını arttırmıştır..Bizler biliyoruz ki bu saldırı sadece biz eğitim emekçilerine  yönelik değildir.. 

Bu saldırı laik eğitim isteyen bütün velilere yöneliktir..

Bu saldırı bilimsel eğitimi savunan bütün insanlara yöneliktir..

Bu saldırı eğitimin özelleştirilmesine karşı çıkan bütün halk yığınlarına yöneliktir..

Bu saldırı gerici eğitimi reddeden herkese yöneliktir..

Bu saldırı ülkede kan dursun barış gelsin diyen herkese yöneliktir..

KORKMUYORUZ, KORKMAYACAĞIZ!

AKP’nin ancak yandaşım olursan yaşarsın kültürünü reddediyoruz. Bu vesile ile siz değerli halkımızı, işinden edilen öğretmenlerini , evlatlarını
*Eylem-etkinliklerine katılarak
*Eğitim Sen’i ziyaret ederek
*”Öğretmenimi geri istiyorum” diyerek
HER ŞEKİLDE
SAHİPLENMEYE ÇAĞIRIYORUZ!

 

od

öğretmenime dokunma…

Eğitim Sen’lilere Neden Ceza Verilemez?

1) Anayasa’nın 2. maddesi devletin sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. (Devlet hukuk kararlarına göre hareket etmek zorundadır)

2) 51. madde; önceden izin almaksızın sendika kurma ve bu sendikalara üye olarak bu doğrultuda etkinlik yapma hakkının bulunduğunu belirtmektedir. (Sendikaya üye olma ve sendikanın kararlarını uygulama hakkı vardır)

3) 90. madde; milletlerarası anlaşmalarla kanunların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası anlaşma hükümlerinin uygulanacağını belirtmektedir. (İmzamız bulunan dış hukuk kararları iç hukuğa ters olsa bile, iç hukuk kuralları buna göre düzenlenir ve dış hukuk kararları bağlayıcıdır – ILO, Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı,İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi vb…)

ULUSLARARASI HUKUK CEZA VERİLEMEZ DİYOR

4) 151 sayılı ILO Sözleşmesi’nin 3.maddesinin 2. fıkrasında, “… Kamu makamları bu hakkı (sendikal faaliyet) sınırlayacak veya bu hakkın yasaya uygun şekilde kullanılmasına engel olacak nitelikte her türlü müdahaleden sakınmalıdır” denmiştir. (Kamu makamları sendikal faaliyetleri engelleyemez, bu faaliyetlere müdahale edemez.)

5) 87 Nolu ILO Sözleşmesi’nin 8/2 maddesinde, “Yasalar, bu sözleşme ile öngörülen güvencelere zarar verecek nitelikte olamaz veya zarar verecek şekilde uygulanamaz” hükmüne yer verilmiştir. (Çalışanların sendikal etkinliklere katılması nedeniyle cezalandırılamayacağı açık bir biçimde ortaya konmuştur.)

6) Avrupa Birliği Temel Haklar Şartı’nın “Toplu pazarlık yapma ve eylem hakkı” başlıklı 28. maddesinde; “Çalışanlar ve işverenler veya bunların ilgili kuruluşları … grev eylemi dahil olmak üzere kendi çıkarlarını korumak için ortak (toplu) eylem yapma hakkına sahiptir.” denmektedir. (Bizi de bağlayan uluslararası hukuk grevi temel bir sendikal hak olarak değerlendirmektedir)

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ (AİHM) DE CEZA VERİLEMEZ DİYOR

7) Geçtiğimiz aylarda da greve çıkan KESK ve ona bağlı Yapı Yol Sen’in açtığı ve 27 Mart 2007 günü karara bağlanan başvurusunda (Karaçay – Türkiye) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, greve verilen ceza için “demokratik toplumda gerekli olmadığı” sonucuna vararak Türkiye’nin AİHS’in 11. maddesini ihlal ettiği kararını vermiştir.

8) Yapı Yol Sen’in açtığı ve 17 Temmuz 2007 günü karara bağlanan diğer başvurusunda (Satılmış ve Diğerleri – Türkiye) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi de grev yapan çalışana ceza verilemeyeceğine karar vermiştir.

9) İş bırakma eylemine katılan öğretmenler adına açılan ve 17 Temmuz 2008 günü karara bağlanan başvuruda (Urcan ve Diğerleri – Türkiye) Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuranlara uygulanan cezai yaptırımların “demokratik bir toplumda gerekli olmadığı” sonucuna varmıştır.

DANIŞTAY DA CEZA VERİLEMEZ DİYOR

10) Danıştay 1. Dairesinin E.2001/3307, K.2001/4415 sayılı kararında “… sendikal faaliyet kapsamında bir gün süreyle göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği, dolayısıyla 657 sayılı yasanın 125/C-b maddesinde öngörülen “özürsüz” olarak bir gün göreve gelmemek fiilinin sübuta ermediği görülmüştür” denmiştir.

11) Danıştay 12. Dairesinin E.2004/4643, K.2005/313 sayılı kararının gerekçesinde “… davacının sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği dolayısıyla 657 sayılı. Yasanın 125/C-b maddesi anlamında özürsüz olarak göreve gelmemek fiilinin sübuta ermediği görülmüştür.” denmiştir.

12) Danıştay 12. Dairesinin E.2005/5767, K.2008/225 sayılı bir başka kararında “… davacının sendikal faaliyet kapsamında göreve gelmemesi fiilinin mazeret olarak kabulünün gerektiği…” denmektedir.

13) Ayrıca TCK 118. maddesinde sendikal faaliyetin engellenmesi yasaklanmıştır.

GENELGE DE CEZA VERİLMESİN DİYOR

14) 05.08.1999 gün ve 1999/44 sayılı Başbakanlık Genelgesi’nde “… kamu görevlilerinin sendika ve konfederasyonlar şeklinde örgütlenmelerine engel olunmaması bu örgütlerin etkinliklerinin genel kolluk yetkisi kullanılarak müdahale edilmemesi, sendikal çalışmaları nedeniyle sendika yöneticilerine ve üyelerine disiplin cezası uygulanmamasının gerektiği” belirtilmiştir.

MEB HUKUK MÜŞAVİRLİĞİ DE CEZAYA GEREK YOK DİYOR

15) MEB Hukuk Müşavirliği’nin 27 Şubat 2012 tarih, 02-17848 sayılı yazısında, sendikal kararlar doğrultusunda yapılan iş bırakma eylemlerine katılımın sendikal faaliyet olarak kabul edilmesi gerektiği” belirtilmiştir.

SONUÇ…

Tüm ilgili yasa maddelerinin, genelgelerin, uluslararası ve iç hukuk kararlarının değerlendirilmesi sonucunda;

Konfederasyonların aldığı grev kararı sonucu greve katılan çalışanların herhangi bir ceza almayacağı, verilen bir ceza olsa dahi cezanın geri çekilmek zorunda kalacağı ortadadır.

Konfederasyonların üretimden gelen gücünü kullanması ve greve çağırdıkları üyelerinin bu çağrıya uymalarında herhangi bir engel bulunmamaktadır.

img_0141

Eğitime Darbe Girişiminde Bulunanları Teşhir Ediyor, Yalan ve İftiralara Yanıt Veriyoruz!

Eğitim öğretim yılının açılmasına sayılı günler kala 1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile tek seferde 28 bin 163 öğretmen, en temel hukuk ilkeleri ve anayasa ayaklar altına alınarak, adil yargılama ve savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edilmiştir. Ardından 8 Eylül tarihinde 11 bin 285 öğretmen, iktidar ve siyasal uzantılarının algı operasyonu ve hükümetin darbe fırsatçılığı sonucunda açığa alınmıştır.

Devleti ve eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmak isteyenler, karşılarında duracak hiçbir muhalif, örgütlü güç istemedikleri için eğitime darbe girişiminde bulunmuştur. Hükümet kendisine muhalif herkesi “terör suçu” ile ilişkilendirerek kamuoyu desteğini arkasına almaya çalışmakta, kendi işledikleri suçların üzerini örtmek istemektedir.

Hükümet, darbecilerle gerçek anlamda hesaplaşmayı bırakmış, OHAL hukukuna dayanarak çıkardığı KHK’ler ile kendinden olmayan herkesin tasfiyesini amaçlayan “sivil darbe” politikalarını devreye sokmuştur. AKP’nin ülkenin ve eğitimin temel sorunlarını çözmek, demokratikleşme adımları atmak, hukukun gerçek anlamda üstün olduğu demokratik bir yapı oluşturmak gibi bir niyetinin olmadığı bilinmektedir. Bu antidemokratik tutum, bir taraftan ülkeyi ve eğitim sistemini büyük kaosa doğru sürüklerken, toplumun geniş kesimlerinde oluşan kaygıları arttırmaktadır.

15 Temmuz darbesinin başarılı olması durumunda yapılacak olanlar, bugün bizzat hükümet eliyle hayata geçirilmek istenmektedir. Evrensel hukuku, temel hak ve özgürlükleri yok sayarak, özellikle sendikal hakları zorlama yorumlarla suç kapsamına alarak gerçekleştirilen bu operasyonun, basında yer alan yaşan haberlerin aksine doğrudan sendikal eylemlerimize yönelik olduğu ve büyük bir suç işlendiği açıktır.

Unutulmamalıdır ki kamu emekçilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, insan hakları sözleşmelerinde, Anayasa ve yüksek yargı kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanınmıştır. Bu konuda çok sayıda AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. Dolayısıyla sendikal eylemlerimizi suç kapsamına almanın kendisinin suç olduğu herkes tarafından bilinmelidir!

Siyasi iktidar, yıllardır eğitimin dinselleştirilmesine ve ticarileştirilmesine direnen, laik-bilimsel eğitimi savunan, emek, barış ve demokrasi mücadelesi yürüten eğitim emekçilerden intikam alırcasına hareket etmektedir. Hükümet, yandaş medya ve yandaş sendikanın işbirliği ile oluşturulan algı operasyonu ve açıkça iftira niteliği taşıyan suçlama ve hedef göstermeler sonucunda gerçekleştirilen açığa almalar, açık bir “yargısız infaz”dır ve hiçbir yasal hukuki dayanağı yoktur. Hükümet ve MEB’in de çok iyi bildiği gibi, hukuken somut delillere, yargı kararlarına, mevzuata uygun yürütülen idari soruşturmalara dayanmaktan uzak bir şekilde verilen tüm kararlar yasa dışıdır. Bu nedenle söz konusu operasyonun hukukla, adaletle açıklanacak hiçbir yanı yoktur.

Yıllardır sendikal eylemlerimizden rahatsız olan ve siyasi komplolarla, örgütlü gücümüzü dağıtmak isteyen darbe fırsatçısı mülki amirler ve yandaş sendika işbirliği ile hazırlanan listeler, MEB tarafından onaylanarak yeniden illere gönderilmiştir. Hükümet ve siyasal uzantılarının kamuoyu desteğin almak için yalan beyan ve iftiralarla açığa alınan eğitim emekçilerini hedef göstermesi suçtur. Bu suçu işleyenler bizlere iftira atarak hedef gösterenler, masa başında yaşan haber üretenlerle ilgili hukuki süreci en kısa sürede başlatacağımız bilinmelidir. Geçmişte benzer haberleri yapanların da defalarca tazminata mahkum edildiği unutulmamalıdır. ‘Kurt puslu havayı sever’ sözünün hakkını vererek sendikamıza yönelik suçlamalardan kendilerine pay çıkarmaya çalışan darbe fırsatçıları amaçlarına asla ulaşamayacaktır.

Siyasal kimliklere göre yapılan fişlemeler, sendikal aidiyetler, ihbarlar, sendikal husumet üzerinden eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesinin hedef alındığı ortadadır. Attıkları her adımda, aldıkları her kararda siyasi tasarruflar üzerinden hareket edenler, hukuk önünde er ya da geç hesap vereceklerini bilmelidir.

Kamudan hukuksuz bir şekilde ihraç edilen ve açığa alınan bütün eğitim emekçileri görevlerine iade edilmeli, örgütlü mücadelemize yönelik bu haksız ve pervasız saldırı, bütün sonuçları ile birlikte derhal durdurulmalıdır.

Hükümetin eğitime yönelik bu darbesi sadece eğitim emekçilerini değil, öğretmeni, öğrencisi ve velisiyle tüm toplumu yakından ilgilendirmektedir. Ülkenin ve çocuklarımızın geleceğini karartmaya çalışan darbeci girişimlere karşı olan herkesi demokratik tepkisini göstermeye davet ediyoruz.

Nereden ya da kimden gelirse gelsin, örgütlü mücadelemizi hedef alan, her türlü yasa dışı girişim ve saldırının karşısında hukuksal ve örgütlü mücadeleden vazgeçmeyeceğimiz bilinmelidir. Tüm emek ve demokrasi güçlerini, her türlü baskıya rağmen siyasi iktidara değil, halka hizmet eden; emek, demokrasi ve barış mücadelesinde asla geri adım atmayan eğitim emekçileri ile dayanışmaya çağırıyoruz!

cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

12 Eylül AKP Darbesiyle Sürüyor!

Bundan 36 yıl önce halklarımızın, emekçilerin ve gençlerin yaşamlarına bir karabasan gibi çöken 12 Eylül faşist darbesi o güne kadar emekçilerin yoğun mücadeleler ile kazandıkları haklarının üzerinden bir silindir gibi geçmiş, Türkiye halklarının biriktirdiği tüm değerleri ezen tank paletlerinin sesi olmuştur. Emekçi halkın kendi kaderine sahip çıkma iradesi büyük bir zorbalıkla kırılırken, 650 bin kişi gözaltına alınmış, 1 milyon 683 bin kişi fişlenmiş, 30 bin kişi “sakıncalı” olduğu için işten atılmış (İşten atılanların 3 bin 854’si öğretmen, 120’si öğretim üyesi ve 47’si hâkim) 31 gazeteci cezaevine gönderilmiş, seçilmiş belediye başkanları görevden alınarak yerine sıkıyönetim tarafından atama yapılmış, 517 kişi idam cezasına çarptırılmış, 50 kişi acımasızca asılmış, yüz binlerce insan akıl almaz işkencelerle, göz altılarla, cezaevlerinde ölüme terk edilmiştir.

12 Eylül’ün karanlığı, dünden bugüne aynı faşizan anlayışıyla devam etmektedir. 7 Haziran Genel seçimlerinde istediği sonucu alamayan AKP ve Cumhurbaşkanı tehlikeye giren tek parti ve Başkanlık rejimini yeniden kurmak amacıyla seçim sonuçlarını tanımamış, halkı aylarca koalisyon görüşmeleriyle oyalamış, 1 Kasım’da ‘seçimlerin yenilenmesi’ kararıyla halk iradesini yok saymıştır. 20 Temmuz Suruç katliamıyla toplum kaotik bir ortama sürüklenmiş, 10 Ekim’de Ankara Garı’nda Cumhuriyet tarihinin en büyük katliamıyla yüz yüze bırakılmış, bu katliamın üzeri sözde soruşturmalarla örtülmeye çalışılarak diğer katliamların önü açılmıştır.

AKP, 2016 Şubat ayında çıkardığı başbakanlık genelgesiyle konfederasyonumuza karşı sindirme, baskı altına almak amacıyla bir yönelime girmiş, Anayasa ve yasalara aykırı olarak sendikal eylemlerden suç çıkarılmaya çalışılmıştır. AKP’nin kodlarında var olan siyasal İslamcı ideolojiye bağlı olarak başta eğitim olmak üzere toplumsal yapı dinsel referanslarla bezenerek yeniden yapılandırılmaya çalışılmıştır. AKP kuvvetler ayrılığı yerine ülkeyi yasa ve anayasaya aykırı bir şekilde yasama, yürütme ve yargıyı tek elde toplama gayretine girişmiş, tek adam diktasına gitme yolunda hızlı adımlar atılmaya başlanmıştır.  TBMM’de hükümet olmuş partinin genel başkanının değiştirilmesiyle seçilmiş bir başbakan tasfiye edilmiş, TBMM’de milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasıyla meclise adeta darbe yapılmıştır. Böylelikle 7 Haziran seçimlerinden sonra halkın iradesi bir kez daha yok sayılarak parlamenter sistem sivil bir darbe ile karşı karşıya kalmıştır.

15 Temmuz’da ülkemiz yeni bir askeri darbe karşı karşıya kalmış ancak bu başarısız bir darbe girişimi olarak tarihe geçmiştir. 15 Temmuz askeri darbe girişimi her ne kadar önlenmiş ise de AKP iktidarının uygulamalarını darbeden ayırmak mümkün değildir. “15 Temmuz Darbe girişimi başarılı olsaydı neler olurdu?” sorusu: AKP’nin darbe girişimi sonrasında uyguladığı tüm politikalarında yanıtlanmaktadır. Bu durum yaşananların AKP darbesi olduğu tespitini doğrulamaktadır.AKP 15 Temmuz darbe girişimini kendi otoriter-totaliter, tekçi, mezhepçi, dayatmacı, toplumu kutuplaştırıcı bir siyaset ile başkanlık sistemini inşa etmek için bir fırsat olarak kullanmaya çalışmaktadır. AKP, darbe girişiminden hemen sonra OHAL ilan edip ülkeyi KHK’lerle yönetmeye başlamış, torba yasalar, genelgelerle her türlü demokratik hakkın kullanımını ortadan kaldırmış, kendisine muhalif olarak gördüğü tüm kesimlere karşı adeta savaş başlatmış, kuvvetler ayrılığı yerine kuvvetler birliğini ikame ederek tüm yetkileri Cumhurbaşkanı’nda toplamıştır. Hukuku ayaklar altına alarak KHK’ler ile sözde 15 Temmuz darbe girişiminin sorumlularıyla mücadele söylemi tüm hukuksuzluklara kılıf olarak kullanılmaktadır.

AKP, darbe girişimini yarım kalmış operasyonlarını tamamlamak için de bir bahaneye dönüştürmüş durumdadır. Kamuda iş güvencesini fiili olarak işlemez kılarak açığa aldığı, ihraç ettiği kamu emekçilerine ilişkin herhangi bir delil sunma ihtiyacı bile duymamaktadır. Sendikal örgütlülüğü, temel hak ve özgürlükleri açıkça hedef alan AKP iktidarı, muhalif sesleri susturmayı kendi deyimiyle “ölüm kalım” meselesi olarak görmektedir. Bunun somut örnekleri arasında ‘Barış İçin Akademisyenler İnisiyatifi’ ile sendikal eylem ve etkinliklere katılan kamu emekçilerine yönelik baskı ve işten atmalardır. AKP iktidarının darbe girişimini fırsat bilerek, yazdıkları haberler, yazdıkları kitaplar nedeniyle cezaevine atılan gazeteciler, yazarlar (cezaevindeki gazeteci sayısı 40’ı aşmıştır) açığa alınan, ihraç edilerek işten atılan ( açığa alınan kamu emekçisi 80 bini geçmiş, ihraç yoluyla işten atılan kamu emekçisi sayısı 50589) kamu emekçileri (bunun  28 bin 163 öğretmen, 2346 akademisyen), halkın seçtiği belediye başkanlarının görevden alınarak (28 belediye başkanı görevden alındı)   yerine kayyum atanmasında hiçbir hukuki kaygı güdülmemesi yapılan işlerin ancak darbe koşullarında görülebilecek uygulamalar olduğunun  açık göstergeleridir.

AKP hükümeti izlediği dış politikayla doğrudan ABD’nin onayı ve desteğiyle gerçekleşen 12 Eylül’ün aklını, aynı strateji ile bu günde sürdürerek Türkiye’yi Ortadoğu’da emperyalist işgal politikalarının taşeronu olarak kullandırtmaktadır. İçte ve dışta uyguladığı savaş politikaları ile ülkeyi tam bir cehenneme çeviren AKP iktidarı, Kürt sorununun demokratik, barışçıl ve müzakerelere dayalı siyasal çözümünü iktidarlarının sonu olarak görüp terör ve terörizmle mücadele konseptiyle ele alarak aylarca kuşatılan yaşam alanları, kutsanmış ölüm ve öldürmelerle sonu kestirilemez bir yıkım ve tahribat ortamı yaratmış, on yıllardır binlerce insanımızın ölümüne, çocuklarımızın geleceği olan kaynakların savaşa aktarılmasına, doğanın ve yerleşim yerlerinin yıkımına yol açan tekçi, inkârcı ve faşizan yöntemde ısrar etmektedir. Kürt sorununda inkâr ve imha politikalarının AKP eliyle yeniden devreye sokulduğu ülkemizde yürütülen tam iç savaş politikasıdır.

AKP’nin yıllarca Türkiye’de ve Ortadoğu’da izlediği ırkçı/ayrımcı/tekçi/mezhepçi bir siyaset ekseniyle, ülkemiz başta olmak üzere Suriye, Irak ve genelde tüm Ortadoğu’da insanlık IŞİD, El Nusra gibi birçok paramiliter vahşet güçleri eliyle kitlesel biçimlerde katledilmiş, bölgenin doğal kaynakları emperyalizme peşkeş çekilmiş, ülke sınırları eleğe çevrilerek hem Suriye’de IŞİD vb. vahşet örgütlerinin katliamlarına zemin sağlanmış hem de ülkemizde IŞİD’in cirit atmasının önü açılmış, canlı bombalarla pek çok insanımız katledilmiştir. AKP’nin yeni Osmanlıcı-mezhepçi politikalarının sonucu olarak Ortadoğu halklarının bugünleri, gelecekleri ve bir arada yaşama umutları yok edilmiş, ülkemizse bir yanıyla bu katliamların coğrafyası olurken diğer yandan da ortağı haline getirilmiş, Suriye politikasındaki yanlışta ısrar Cerablus işgaliyle derinleşerek sürdürülmüştür.

ABD’nin ‘bizim çocuklar başardı’ ve dönemin TİSK başkanı Halit Narin’in ‘gülme sırası bizde’ sözleriyle özetlenen 12 Eylül faşist darbesi, emperyalizmin ve sermayenin çıkarları doğrultusunda gerçekleşmiş, finans kapitalin ve uluslararası tekellerin ihtiyaçlarına yönelik kurulan neoliberal politikalar Türkiye’de giriş kapısı bulmuştur. 12 Eylül faşist cuntasının tüm hukuk-kurum ve yasaları bugün iktidarda, ‘Demokles’in Kılıcı’ gibi emekçi halkların üzerinde sallanmaya devam etmektedir. AKP anti-demokratik, tekçi, otoriter, faşizan ve emek karşıtı uygulamaları 12 Eylül ve sonrası iktidarların devamı niteliğindedir. 15 Temmuz darbe girişimini meclisi devre dışı bırakıp, kuvvetler birliğini tek adama diktasına bağlayan politikalarını uygulamada bir bahane olarak kullanmaktadır.  AKP 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ülkede OHAL ilan edip KHK ile ülkeyi yöneterek 12 Eylül darbeci anlayışını devam ettirmektedir.

İşçilerin ve emekçilerin kendi kaderlerini belirleme haklarını ellerinden alan, iradelerini yok sayan, kazanılmış haklarını gasp eden 12 Eylül zihniyeti tarafından uygulanmaya başlanan 24 Ocak kararlarının hükmü bugün AKP iktidarında da işçilerin ve emekçilerin yaşamlarını tek başına belirlemektedir. İşçilerin yaşamlarını bile değersiz gören ödünç işçilik, kiralık işçi büroları, vb. Uygulamalar gibi 19.yy’ın kölelik koşulları bu hükümlerden aldığı mirasla bugün yaşamımıza taşınmaktadır. Azgın sömürü ve kar hırsıyla tarihin en büyük işçi katliamlarına imza atan AKP hükümeti, bu katliamlara neden olan güvencesiz ve taşeron çalışmayı yasalarla kalıcı hale getirirken, sadece kamu emekçilerini değil, en temel hak olan kamu hizmetlerinden yararlanan tüm halkın yaşamına doğrudan etki eden kamu alanını da taşeron cehennemine dönüştürmektedir.

Bugün, halkın büyük çoğunluğunun yoksulluk ve sefalet içinde yaşadığı, özgürlüklerinin kısıtlandığı, OHAL ve KHK’ler aracılığıyla anayasanın ve uluslar arası sözleşmelerden doğan hakların askıya alındığı, gençlerin gelecek umutlarının yok edildiği, kamu emekçilerinin hukuksuz ve keyfi olarak açığa alınıp, işten atıldığı, ülkemizin siyasi, ekonomik ve askeri bakımından emperyalizme daha da bağımlı olduğu, gericiliğin toplumsal alanı kuşattığı bir ülkede yaşıyorsak, bu 12 Eylül ile birlikte kurulan ve bugün AKP iktidarıyla devam eden yeni sömürü düzeninin bir  sonucudur.

KESK olarak, 12 Eylül’ün 36 yıldır sürdürülen karanlığında AKP darbesi ile şiddetlenen tüm saldırıları geriletmeye, barışı egemen kılmaya dönük laik, demokratik bir ülke temelinde halkların özgürlüğü ve eşit yurttaşlık talepleriyle, yeni bir anayasayı hayata geçirinceye dek toplumsal muhalefetin tüm unsurlarıyla birlikte ortak mücadeleyi esas almaya devam edeceğiz.

KAHROLSUN 12 EYLÜL FAŞİST DARBESİ!

KAHROLSUN DARBECİLER VE DARBECİ ZİHNİYETİ!

FAŞİZME, DARBELERE VE OHAL’E HAYIR! ACİL DEMOKRASİ!

YAŞASIN EMEK, DEMOKRASİ VE BARIŞ MÜCADELEMİZ!

 

img_0138

Kamu Emekçilerine Yönelik Açığa Almalar Ve İhraçlara Yönelik Hukuki Bilgilendirme!

AKP iktidarı özellikle 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında demokratik tepkileri de yasaklamasının yanı sıra geliştirdiği tüm haksız, hukuksuz uygulamalarına karşı hukuken de “tüm yolların kapalı olduğu” algısını yaratmaya çalışmaktadır. Devleti tümüyle AKP’lileştirdiğini düşünen ve buradan aldığı güçle de böylesi bir algı yaratmaya çalışması demokratik mücadeleye inançsızlığı geliştirme ile yakından bağlantılıdır.

Öte yandan hukuki sürece ilişkin kamuoyunda çok farklı görüş ve değerlendirmelerin olmasının kafa karışıklığına yol açtığı da bir gerçektir.

Bu durum üzerine, Konfederasyonumuzun girişimiyle alanlarında uzman olan Prof. Dr. Metin Günday, Prof. Dr. Mithat Sancar, Yrd. Doç. Dr. Kerem Altıparmak, Konfederasyonumuz ve sendikalarımız avukatlarının katılımıyla kapsamlı bir değerlendirme toplantısı yapılmıştır.

Toplantı sonucunda ulaşılan tespit ve değerlendirmeleri özetleyecek olursak;

OHAL ilanı sonrası çıkarılan kararnamelerin sadece darbe teşebbüsü ile ilişkilendirilebilecek durumlar için değil aynı zamanda çok daha genel ele alınabilecek “terörle mücadele” kavramını içerdiği görülmektedir. OHAL Kanunu ve bu kapsamda yapılabileceklerin neler olduğuna ilişkin Anayasa, AİHM içtihatları ve Venedik Komisyonu Raporlarında da değinildiği üzere, OHAL süresi sınırları aşılarak orantılılık (alınacak tedbirlerin amaçla ve araçla ölçülü bir oran içerisinde olması), etkililik (tedbirin kendisi), Anayasallık (Anayasal düzenin işletilmesi), hukuk devleti (temel ilkelerin korunması), temel haklar, demokrasi (seçilen organlarla birlikte karar alma ve denetleme)  ilkeleri ihlal ederek tesis edilecek kalıcı bir düzenleme Avrupa Konseyi standartlarına açık bir şekilde aykırılık teşkil etmektedir.

Dolayısıyla yürürlüğe giren kararnamelerle Anayasanın ilgili maddelerine dayanak olarak gösterilen olağanüstü halin ya da sıkıyönetim halinin gerekli kıldığı konular (somut durumda Darbe Girişimi) ile sınırlı kalması hususu ihlal edilmiştir. Kabaca izah edilecek olur ise olağanüstü hal durumlarında çıkarılabilecek kararnameler ile bir bütünen ülkenin tüm idari işleyişine ilişkin yanıt aramak/ her şeyin yapılabileceği bir hukuki düzlem yaratmak, gerek Anayasa gerek ise Uluslararası sözleşmelerce de orantılılık ilkesi gereği sınırlandırılmışken, değerlendirmeye konu kararnameler bu evrensel sınırı tamamen ortadan kaldırmaktadır.

İlan edilen OHAL ve sonrasında çıkarılan kararnamelerden de anlaşılacağı üzere Anayasal düzlemde teminat altına alınmış birçok temel hak Anayasa 15/2. maddesi ihlal edilereksüresiz ve orantısız bir şekilde çiğnenmektedir.

Bu kapsamda “terör örgütleri ile irtibatlı ya da milli güvenliğe tehdit vb.” kavramlarının yasal hiçbir yargı merciinin denetiminden geçmeksizin bakanlıklar tarafından oluşturulacak kurulların takdirine bırakılması hukukun bir bütünen askıya alındığının en büyük ispatıdır. KHK lar yolu ile kamu görevlilerinin işten çıkarılması, yapılan işlemin niteliği açısından cezai bir yaptırım haline dönüşmüştür. Konu, kişi ve zaman bakımından OHAL süreci KHK larının sınırı aşılmıştır. Ek cetvellerde listelenmek suretiyle yayınlanan KHK larda genel normdan bireysel işlem tesis edilmektedir ki bu durumun kendisi Bakanlar Kurulu kararı ile idari bir işlem tesis etmektir.

Hukuk usulü açısından tartışılacak birçok nokta olmakla birlikte işten çıkarılan sendika üyelerimizin yasal haklarının korunabilmesi ve hukuki anlamda bir fikir tesis edebilmesi için izlenebilecek dava ve başvuru yollarını kabaca başlıklandırılacak olur isek;

  • Kamu emekçilerinin KHK larda yayınlanan listeler yolu ile işten çıkarılmasına karşı idari yargı yolu açıktır. Suç tanımının öngörülebilir ve anlaşılabilir olmadığı gerekçesi ile Bakanlar Kurulunun KHK’nın düzenleyici işlem niteliğini kaldırarak bireysel bir idari işlem tesis ettiği gerekçesi ile Danıştay’a dava yolu açıktır ve tüm sendikamız üyelerinin bu yolu kullanması önem arz etmektedir. Dava açma süresi KHK nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 60 gündür.
  • İşten çıkarılan kamu emekçilerinin AİHM’ne başvuru hakları bulunmaktadır. Bu başvuruya giderken ihlal edilen haklar noktasında her başvurucunun durumuna göre uyarlanmak ve genişletilmek üzere genel anlamda; ifade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü, adil yargılanma ve mülkiyet haklarının ihlali üzerinden başvuru yapılmalıdır. Elbette burada tüketilecek bir iç hukuk yolu olmadığı tartışması önemli bir tartışmadır. Burada hükümetin idari yargıda tek bir olumlu dava dahi gösteremeyecek durumda olması iç hukuk yollarının tüketilmesine gerek kalmadığına dair en önemli tezlerden birini oluşturacaktır. Kaldı ki izah edilen hukuki gerekçeler ile AİHM’ne yapılacak olan başvuru sayısının çokluğu AİHM nezdinde dosyanın öncelikli olarak ele alınmasını sağlayacağı için bu konuda sendika üyelerimiz dışında da kamu emekçilerinin bahsedilen başvuru yollarına başvurmasının örgütlenmesi gerekmektedir. Başvuru tarihi ihlalin gerçekleştiği tarihten itibaren 4 aydır.
  • AİHM’e yapılacak bireysel başvuru ile birlikte AYM ne başvuru hakkı da kullanılabilinir bir hak olarak durmakla birlikte AYM’ye direk gidebilmek için düzenleyici işlem görüntüsündeki bireysel cezai işleme karşı hiç bir başvuru yolunun tanınmadığı gerekçesi ile izah edilen ihlallere ek olarak hak arama yolunun da kapatıldığından bahisle yapılabilecek olan başvurularda sözleşme ile Anayasanın uyuşmadığı vurgulanabilmekle birlikte elbette tercihe bağlı bir başvuru yolu olarak önümüzde bulunmaktadır. Anayasa Mahkemesine başvuru tarihi KHK nın yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 30 gündür.

Hak ve süre kaybetmemek adına olağan ve olağanüstü kanun yollarına aynı anda başvurulabilmektedir.

Sonuç olarak; sendikalarımız üyelerinin ve mağdur olan diğer kamu emekçilerinin faydalanmaları ve hızla hukuki sürecin başlatılması için en kısa sürede örnek dilekçeler hazırlanarak açık paylaşıma sunulacaktır.

Sendikal hak ve özgürlükleri, temel hak ve özgürlükleri ayaklar altına alan, OHAL ve darbe girişimi bahanesiyle muhalif tüm kesimleri cezalandırmaya dönüşen uygulamalara karşı fiili ve meşru demokratik tepkimizi ortaya koymaya devam ederken, ulusal ve uluslararası düzeyde her türlü hukuki girişimlerde bulunmayı da eş zamanlı olarak götüreceğimizi bir kez daha ifade ediyoruz.ht

http://www.kesk.org.tr/2016/09/08/kamu-emekcilerine-yonelik-aciga-almalar-ve-ihraclara-yonelik-hukuki-bilgilendirme/

img_0137

GÖREVDEN UZAKLAŞTIRMALARI DERHAL DURDURUN!

 

BASINA VE KAMUOYUNA

10.09.2016

İŞİMİZİ VE ÖĞRENCİLERİMİZİ GERİ İSTİYORUZ!

img_0131

     Bizler bu ülkenin devrimci, demokrat, aydın öğretmenleriyiz. Bizler onuruyla yaşayan, faşizm karşısında diz çökmeyen öğretmenleriz. Bizler bilimsel, laik, parasız, demokratik eğitimi savunan öğretmenleriz. Bizler çocuklarımıza onurlu bir gelecek bırakmak isteyen öğretmenleriz. Dinsel, gerici, bilimsellikten uzak antidemokratik eğitim sistemini kabul etmeyen öğretmenleriz. İşimizi, emeğimizi, öğrencilerimizi geri istiyoruz. Emeğimiz onurumuzdur. Onurumuza sahip çıkacağız.

img_0136

MEB SUÇ İŞLİYOR!

Dün itibariyle ilimizde şubemizin yürütme kurulu dâhil 928 öğretmen görevinden uzaklaştırılmıştır. Buradan tüm yetkililere sesleniyoruz:  Hukuksuz bir şekilde yapılan bu görevden uzaklaştırmalar bizi haklı mücadelemizden vazgeçiremeyecektir. TÖS’ün, TÖB-DER’in devrimci geleneği, darbeci zihniyete boyun eğmemeyi, zalimlerden aman dilememeyi gerektirir!Greve katılmak yasal hakkımızdır. Yasal, demokratik hakkımızı kullandığımız için bizi görevden uzaklaştırdılar. Sendikal eylemlerimizi yasadışı gösteremezsiniz.

img_0138

EĞİTİME DARBE YAPILMIŞTIR!

Eğitim öğretim yılının açılmasına sayılı günler kala 1 Eylül gece yarısı çıkarılan 672 sayılı KHK ile tek seferde 28 bin 163 öğretmen, en temel hukuk ilkeleri ve anayasa ayaklar altına alınarak, adil yargılama ve savunma hakkı bile tanınmadan kamu görevinden ihraç edilmiştir. Ardından 8 Eylül tarihinde 11 bin 285 öğretmen, iktidar ve siyasal uzantılarının algı operasyonu ve hükümetin darbe fırsatçılığı sonucunda açığa alınmıştır.

img_0142

Hükümetin, arkasına sığındığı OHAL kalkanıyla, yıllardır eğitim ve bilim emekçilerinin örgütlü mücadelesi karşısında yapamadıklarını, darbe fırsatçılığı üzerinden yapmak istediği anlaşılmaktadır. Başbakan’ın son günlerde yaptığı açıklamalar, ortada suç unsuru olarak değerlendirilecek hiçbir somut delil, soruşturma ya da yargılama yokken, sadece siyasi tasarruflar üzerinden hareket edildiğini göstermektedir.

Hükümetin kendileri gibi düşünmeyen, haksızlıklar karşısında sesini yükseltenlere karşı ne kadar tahammülsüz olduğu bilinmekte, en temel sendikal eylemler bile suç kapsamına alınarak yasa dışı bir şekilde suç üretilmek istenmektedir. Çerçevesi Anayasa, yasalar ve uluslararası sözleşmelerle çizilmiş bulunan sendikal eylem ve faaliyetlerin, sırf hükümet politikalarına ters düştüğü için soruşturma konusu yapılması kabul edilemez. Sendikal eylemlerin siyasi baskı ve yönlendirmelerle suç kapsamına alınmak istenmesi, gücünü yasalardan alması gerekenlerin hukuku ayaklar altına alarak göz göre göre suç işlemesi anlamına gelmektedir.

img_0131

Devleti ve eğitim sistemini kendi siyasal-ideolojik çıkarları doğrultusunda yeniden yapılandırmak isteyenler, karşılarında duracak hiçbir muhalif, örgütlü güç istemedikleri için eğitime darbe girişiminde bulunmuştur. Hükümet kendisine muhalif herkesi “terör suçu” ile ilişkilendirerek kamuoyu desteğini arkasına almaya çalışmakta, kendi işledikleri suçların üzerini örtmek istemektedir.

Hükümet, darbecilerle gerçek anlamda hesaplaşmayı bırakmış, OHAL hukukuna dayanarak çıkardığı KHK’ler ile kendinden olmayan herkesin tasfiyesini amaçlayan “sivil darbe” politikalarını devreye sokmuştur. AKP’nin ülkenin ve eğitimin temel sorunlarını çözmek, demokratikleşme adımları atmak, hukukun gerçek anlamda üstün olduğu demokratik bir yapı oluşturmak gibi bir niyetinin olmadığı bilinmektedir. Bu antidemokratik tutum, bir taraftan ülkeyi ve eğitim sistemini büyük kaosa doğru sürüklerken, toplumun geniş kesimlerinde oluşan kaygıları arttırmaktadır.

img_0139

Evrensel hukuku, temel hak ve özgürlükleri yok sayarak, özellikle sendikal hakları zorlama yorumlarla suç kapsamına alarak gerçekleştirilen bu operasyonun, basında yer alan yalan haberlerin aksine doğrudan sendikal eylemlerimize yönelik olduğu ve büyük bir suç işlendiği açıktır.

Unutulmamalıdır ki kamu emekçilerinin, sendikalarının aldığı kararlar doğrultusunda toplu eylem hakkına sahip oldukları; uluslararası sözleşmelerde, insan hakları sözleşmelerinde, Anayasa ve yüksek yargı kararlarında hiçbir tereddüde yer bırakmayacak şekilde tanınmıştır. Bu konuda çok sayıda AİHM, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve idari yargı kararı bulunmaktadır. Dolayısıyla sendikal eylemlerimizi suç kapsamına almanın kendisinin suç olduğu herkes tarafından bilinmelidir!

Siyasi iktidar, yıllardır eğitimin dinselleştirilmesine ve ticarileştirilmesine direnen, laik-bilimsel eğitimi savunan, emek, demokrasi, eşitlik ve adalet mücadelesi yürüten eğitim emekçilerden intikam alırcasına hareket etmektedir. Hükümet, yandaş medya ve yandaş sendikanın işbirliği ile oluşturulan algı operasyonu ve açıkça iftira niteliği taşıyan suçlama ve hedef göstermeler sonucunda gerçekleştirilen açığa almalar, açık bir “yargısız infaz”dır ve hiçbir yasal hukuki dayanağı yoktur. Hükümet ve MEB’in de çok iyi bildiği gibi, hukuken somut delillere, yargı kararlarına, mevzuata uygun yürütülen idari soruşturmalara dayanmaktan uzak bir şekilde verilen tüm kararlar yasa dışıdır. Bu nedenle söz konusu operasyonun hukukla, adaletle açıklanacak hiçbir yanı yoktur.

Yıllardır sendikal eylemlerimizden rahatsız olan ve siyasi komplolarla, örgütlü gücümüzü dağıtmak isteyen darbe fırsatçısı mülki amirler ve yandaş sendika işbirliği ile hazırlanan listeler, MEB tarafından onaylanarak yeniden illere gönderilmiştir. Hükümet ve siyasal uzantılarının kamuoyu desteğin almak için yalan beyan ve iftiralarla açığa alınan eğitim emekçilerini hedef göstermesi suçtur. Bu suçu işleyenler bizlere iftira atarak hedef gösterenler, masa başında yalan haber üretenlerle ilgili hukuki süreci en kısa sürede başlatacağımız bilinmelidir. Geçmişte benzer haberleri yapanların da defalarca tazminata mahkûm edildiği unutulmamalıdır.

Siyasal kimliklere göre yapılan fişlemeler, sendikal aidiyetler, ihbarlar, sendikal husumet üzerinden eğitim emekçilerinin örgütlü mücadelesinin hedef alındığı ortadadır. Attıkları her adımda, aldıkları her kararda siyasi tasarruflar üzerinden hareket edenler, hukuk önünde er ya da geç hesap vereceklerini bilmelidir.

Kamudan hukuksuz bir şekilde ihraç edilen ve açığa alınan bütün eğitim emekçileri görevlerine iade edilmeli, örgütlü mücadelemize yönelik bu haksız ve pervasız saldırı, bütün sonuçları ile birlikte derhal durdurulmalıdır.

Hükümetin eğitime yönelik bu darbesi sadece eğitim emekçilerini değil, öğretmeni, öğrencisi ve velisiyle tüm toplumu yakından ilgilendirmektedir. Ülkenin ve çocuklarımızın geleceğini karartmaya çalışan darbeci girişimlere karşı olan herkesi demokratik tepkisini göstermeye davet ediyoruz.

OHAL hukuku dayanak yapılarak yeni tasfiye girişimleri ve hak kayıplarının hayata geçirilmesi asla kabul edilemez. Bugün oluşturulan “puslu havayı” fırsat bilerek hareket edenler, yaptıklarının bedelini hukuk karşısında mutlaka ödeyecek, kimsenin yaptığı yanına kalmayacaktır. Eğitim emekçileri bugüne kadar hiçbir baskı ve tehdit karşısında diz çökmemiş, savunduğu ilke ve değerlerden taviz vermemiştir. Bunu eğitim emekçileri de, bizlere saldırarak kendi suçlarını gizlemeye çalışanlar da çok iyi bilmektedir.

Yaşamın her alanında kendisine mutlak itaat isteyen ve bunun için her fırsatı kullananların eğitim ve bilim emekçilerinin örgütlü mücadelesine yönelik her türlü yasa dışı müdahalesinin karşısında duracağımız bilinmelidir. Bizler çocuklarımıza ve öğrencilerimize onurlu bir gelecek bırakacağımıza söz verdik, sözümüzü mutlaka tutacağız.

Nereden ya da kimden gelirse gelsin, örgütlü mücadelemizi hedef alan, her türlü yasa dışı girişim ve saldırının karşısında hukuksal ve örgütlü mücadeleden vazgeçmeyeceğimiz bilinmelidir. Her adımda acı, gözyaşı ve yıkım üretenler değil, gelecek nesilleri emekle ve sevgiyle yetiştirenler kazanacak!

EMEKÇİYİZ HAKLIYIZ KAZANACAĞIZ!

DİRENEN DİRENE KAZANACAĞIZ!

YAŞASIN ÖRGÜTLÜ MÜCADELEMİZ!

EMEĞİMİZ ONURUMUZDUR ONURUMUZA SAHİP ÇIKACAĞIZ!

 

 

EMEK VE DEMOKRASİ GÜÇLERİ ADINA

EĞİTİM SEN HATAY ŞUBE SEKRETERİ AYHAN ERKAL

cropped-hatay-eğitim-sen.jpg

ÜYELERİMİZİN AÇIĞA ALINMASI…

Bilindiği gibi, darbe girişimi sonrasında onbinlerce kamu görevlisi açığa alınmış, ardından haklarında disiplin soruşturması başlatıldığı bildirilmiştir. Açığa alınan kamu görevlileri içerisinde sendikamızın da 88 üyesi olduğu bilinmektedir. Aralarında şube yöneticilerimizin de olduğu üyelerimizin darbe girişimine/destek verdikleri ya da cemaat yapılanması içerisinde olduğunun iddia edilmesi büyük bir HAKSIZLIKTIR. Rehberlik ve denetim başkanlığı başta olmak üzere bakanlık yetkilileriyle konu görüşülmüş, üyelerimiz hakkındaki soruşturmanın bir an önce tamamlanması ve bu iftiraların sonlandırılması istenmiştir.

Mağdur olan Üyelerimiz aşağıdaki linkte yer alan dilekçe örneği ile kurumlarına başvurabilir, açığa alınma işlemine itiraz edebilirler.Ayrıntılar için şube yönetimiyle görüşmeniz gerekmektedir.

üniversite açığa alma itiraz

LİNK-Açığa Alma İtiraz (3)

cocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escortcocuk escort